İstanbul Escort  istanbul ataköy escort ile pozisyon denemeleri

istanbul ataköy escort ile pozisyon denemeleri

Bir doksan sekiz boyunda sarışm ve sıska Alman’m gözyaşı dökerek okuduğu istanbul escort bayan  şiirleri her an bitebilirdi. Anlatığı sırasının kime geleceğini düşünüyordum. Daha doğrusu sıramn bana gelme olasılığından dolayı korkuyordum. Şükürler olsun ki, siyah giysiler içindeki sarışm Alman’ın mısraları da gözyaşları da bitmek bilmiyordu. Her saniye düşünmek ve kaçmak için bir neden bulmak olanağı vardı. 


istanbul ataköy escort a gittiler ve dönmediler, o beyaz kuğular. diyordu sürekli sarışın Alman.Berbat Almancam’dan dolayı alegoriyi anlınyordum. Yanımdaki hamakta tedirgince oturan escort kız da doğrulup gözyaşı dökmeye başlayınca cidden trajik bir şeyler söylendiğini anladım. Bir Fransız’ı bile hüzünlendirecek kadar korkunç olan bu dingin anlatı neden söz ediyor olabilirdi? Soruyorum fısıltıyla... Berlin’i savunmak üzere yola çıkan son Almanlar arasındaki 14 yaşlarmdaki iki sarışın erkek kardeşin öyküsünün anlatıldığım anhyorurn.

Zirveyi yaşama başlayamadan ölmüş, hiç tanımadığı körpe dayıları... Diğer A1manlar gibi onlar da dönemediler... Hüzünlü orman insanları... Melankolik Almanlar... Hep ağlıyorlar... Hep hatırlıyorlar, analdan hep acı çekiyorlar, hep kalplerinde bir boşluk duyuyorlar ve yine hep ağlıyorlar...İki metre boyunda bir bayan escortun bu denli duygusal olabileceğini tasavvur etmek çok zor. Ama  sanki hüzün için yaratılmış.  Amsterdam’lı sevgilisi anlayışla karşılıyor onun bu halini. Adeta onu bunun için sevmiş. 
Hayatlarımızm en çok üzüntü veren anlarını anlatacaktık birbirimize.

Sırayla. Hepimiz... Havanın ılık bir pasta kıvamında, bıçakla kesilebilecek kadar yoğuşmuş, nemli, sıcak olduğu bir yaz gecesinde, Olimpos’ta... Ben açmıştım bu problemi başımıza. Sekiz genç insanın kentli  kaygılardan kaçarak geldiği Olimpos’ta birbirleriyle konuşacak hiçbir şey bulamamaları doğaldı. Aslında olması gereken de buydu. Konuşacak ne olabilirdi ki?..

Herkesin çilesi üç aşağı beş yukarı aynıydı. Hayata katlanmak ve bunun için her gün aşağılanmayı kabullenmek... Tüm olay bundan ibaretti! Oysa ben, yapılacak en “yerli” hareketi yapmıştım. Dostoyevski’ nin bir romanından aparttığım bir fikirle ortalığı ısındırmak istemiştim. Sorun şuradaydı ki; Dostoyevski o romanında sırayla herkese hayatta en çok utandığı anı anlattırrmıştı. Bense bunu anlatmak istemediğim için, zaten hayatımın her anmdan utandığım için ve hepsinden kurtulmak, bir daha hiçbir şey hatırlamamak istediğim için, her yurttaşlarımın her zaman, her yerde, en tahammül edilmez şekilde yaptığı şeyi yapmıştım: Kurnazlık!

Ve herkesin, hayatında en çok üzüldüğü olayı anlatmasını Önermiştim. Standart( !) bir “yerel figür” olarak kuşkusuz ben, en çok üzüldüğüm olayı“ anlatmayacak ve o anda uydurduğum bir palavrayı devreye sokup çaktırmadan herkesi “çözmüş” olacaktım. Belki de sonra herkesi nasıl kandırdığımı düşünüp hayata kumpas yapmakla gurur duyacaktım. Ama görüyordum ki, bu fesat bile hiçbir şeyi kurtaramarrnştı!..

Gece boyunca ataköy escort bayana anlatılanlar yüzünden gitgide daha fazla insanlaşmaya başlamıştım. Bu korkunç bir şeydi. Tüm bu duygusal Kuzey Avrupa  gibi acı çekiyordum gitgide ve bunun önüne geçemiyordum.Yeterince kuzeyli bir Avrupalı, neden ona en çok ihtiyaç duyduğumuzda bile yalana başvurmaz? Bu kadar dürüst ve doğrucu olmak ne anlama gelmeli? Biz sanki bilmiyor muyduk doğru olam?! Yani o görmek, düşünmek ve bilmek istemediğimizi...

Ama unutmak, unutmak, unutmak içindi Olimpos... Olimpos’ta bizim, biz olmamız işe yarardı. Cidden işe yarardı. Hayatı yalan bir toplumun, bir kerecik de hayırlı bir amaç adına, acıları unutmak adına yalana sapması. .. İşte Olimpos’a bunun için gelinir ve her şey unutulurdu... Buna aykırı; kişilikli davranışlar geliştirmek çok büyük kabalıktı Olimpos’ta. Bunu bir Kuzey Avrupalı’nm anlaması mümkün olamaz mıydı? 


O noktada naifti Kuzey Avrupalılar... Ve bu naiflik acılara acılar katıyordu... Üstelik bu kez kendi kazdığım kuyuya düşmüş, paçayı kaptırmış, ben de acı çekiyordum. Unutmak adına yayıldığım kavurucu kumsallarda... Bir hiç uğruna, bilgiçlik adına... Bize özgü soytarılıldar yapmak adına... Oysa saf Kuzey Avrupalılar bu oyunu hemencecik benimsemişlerdi. Ğstelik hiçbirinin sahtekarlık yapmaya niyeti yoktu. Gerçeği anlatıyorlardı. Hayatlarmda en çok üzüldükleri olayları... 


Ortamı ağırlaştırmak, çetin ceviz takılmak, haysiyet yapmak, dobralık, dürüstlük; bir nevi demirden kişilik sergileme olayı!.. Bunlar olmasın diye Olimpos vardı oysa. Çünkü orada gölgede 45 derecede erir ve sıvıya dönüşürdünüz. Beyniniz bulamr, gündüz vakti halisünasyonlar görürdünüz. Mavi Akdeniz’in hemen önünde beliren kumsala park etmiş motorsikletteki yırtık paçalı blue jean sort giymiş, üstsüz  istanbul escortun dinlediği Şarkıyı duyar, bunu teklif olarak görür, ona doğru ilerlerdiniz
“Mister, your eyes full of hesitation...” 


Elinizde yarılanmış bir kırmızı şarap şişesi, elli derece sıcaklıkta yüzünüz kırmızı, ilk insanlar gibi bir kadının üstüne yürüyüş ve bulut gibi bir dimağ, fırıl fırıl dönen bir baş... Cayır cayır yanan ayaklar, gövdeyi boydan boya geçen terler... Utanmazlık ve doğallık... İçtenlik ve ilkellik... Buralı olmak ya da buralı gibi davranmak dünyada “en çok” Olimpos’ta abes kaçmazdı... Çünkü beynin acı veren faaliyetleri; yani düşünmek, o kumsallarda kullanılmazdı... Işte bu, harika olurdu... 


Özgür seksin çılgınca yaşandığı 60’lı yıllar hatırasına, yitirilmiş bir hümanizmana keder veren yıkıntıları anısma, kavurucu, sonsuz kumsallara yığılmak; unutmak, unutmak; unutarak hiçleşmek adına sonsuza kadar boşalmak... Kalbi atan, canh, yumuşak ve en az senin kadar kederli bir canın sonsuz derinliklerine hiçleşene kadar boşalmak... İşte Olimpos buydu... 


Bir erkeğin en büyük rüyası da bu olmalıydı... Bayan escort hiçleşene kadar boşaldığında artık acı çekmesi de olanaksızdı çünkü. Ve bu, hepsinden iyiydi işte... Yeterince hiçleşmiş bir erkeğin acı çekmesi de olanaksızdı artık... İşte Olimpos bu yüzden güzeldi... O zamanlar Olimpos, gerçekten de Olimpos’tu. Henüz yeni yetme “tiki”ler, “tren y” yuppiler, reklam ajanslarında çalışıp yanısıra derin rocker rolü oynayan soytarılar, avangarda heves eden parayı bulmuş uyanıklar, “yabancı hatun” düzmeye hevesli esmer hanzolar ve medyanın cin fikirli, hava basma meraklısı, ukala kadın gazetecileri tarafmdan keşfedilmemişti.

Yeni nesil hipilerin buluşup, tahta evlerde kaybedilmiş hayaller anısına dumanaltı oldukları nostaljik bir cennetti Olimpos... Issız sahillerindeki derme çatma kulübelerde gün boyu sevişmelerin yaşandığı sıcak bir rüyaydı. Ateş yakılan kumsallarda sabahlara kadar uyunup eski kalp ağrılarının unutulduğu bir gönüllü sürgün mekamydı. İçlerinde seks yapıldığı için gece boyunca kıpırdanan uyku tulumlarmm yayıldığı bir Özgür kumsaldı. Sarışm, uzun boylu, bembeyaz tenli harikulade escortların karanlıklarında sonsuza kadar kayboluşun, yok olana, her şeyi unutana kadar boşalmış cennetsi mekandı... 


O sıralarda kapitalizm son ve kesin zaferini ilan etmiş, Avrupa otobanları yıkık Doğu Bloku’ndan kopup gelmiş escortlarla. Ansızın herkes, tüm dünya tüccar olmuştu. Kentlerde girişimci insancıklar para için birbirlerini boğazlıyorlardı. Kapitalizmin cangıllarından kaçıp son sığınak olarak gördükleri Olimpos’a kadar gelen yeni nesil hippylerin yüzünden akan keder anlatılır gibi değildi. Buradan sonra kaçacak yer de kalmayacaktı. Hepsi bunu biliyordu. 1990’11 yıllardı... Lanet üstümüze yağmaya başlamak üzereydi. Requiem çalındığında dinleyenlerin yansıttıkları kederle türdeş bir ifade akıyordu tüm mağlup Olimpos kaçkınlarmm yüzünden... 


Olimpos’un son mutlu yazını yaşadığımızı duyumsamış olabilirler miydi acaba? 
Sabah olmak üzereydi. Asma dallarının örttüğü çardaktaki tahta sandalyelerin üzerine çakılmış kalmıştık. Anlatılanlar hepimizin kanım dondurmuştu. Yüzlerimizi yalayan serin sabah rüzgarı, gece boyunca kavrulmuş gövdelerimizi yatıştırarmyordu. Ağlama seansı düzerılemiş sapkın anal escort artık ayinden ayrılamaz hale gelmişlerdi sanki. Ağustos böcekleri susmuş, yağmur olup yere inecekmişçesine eğreti bir şekilde gökyüzüne asılı kalmış sayısız yıldız sönmeye başlamıştı. Tan yeri ağarıyordu. Son iki kişi kalmıştı geriye. Biri bendim. lçimdeki isteksizlik, korku ve kaçma isteği dizginlenemez bir şekilde büyüyordu. Boğulacak gibi oluyordum. Şükürler olsun ki o sırada Elke sözü aldı: 


“Ben anlatımı yarın geceye bıraksam sizlere saygısızlık olur mu?” dedi kuru bir İngilizceyle. “Gün ağarıyor,” diye ekledi ardından. 
Klaus bir yudum çekti cigaralığıııdan. Ziggy ıslak gözleriııi elinin tersiyle kuruladı. Ulrike ayak parmağıyla yerdeki uyku tulumunu aralamaya başladı. Pia içkisinden bir yudum aldı. Virginie bulunduğu yerde sırtüstü uzanıp yıldızlara bakmaya koyuldu. 
“Belki yarın anlatacak daha ilginç bir şey olur,” diye ekledi Elke. 


Kimse yamtlamadı onu. Yavaş hareketlerle herkes yerinden doğruldu. Uyku tulumları, pansiyon odaları ve hamaklara doğru yöneldiler. Elke kıpırdamaksızın denize bakıyordu. Hava aydınlanmaya, sahile vuran dalgaların beyaz köpükleri gözükmeye başlamıştı. Dayanamadım, gidip vip escortun sarı saçlarınıı okşadım. Acıyla gülümsedi. Bir daml yaş süzüldü gözünden. O gece Elke’yle aynı uyku tulumunda uyuduk. Sabaha kadar birbirimize sarıldık ve yazgımın sıradanlaştırıcılığına ağladık. Ağladık ve seviştik. Gözyaşlarmm tuzu öpüşmelere taştı...

Sonsuz hiçleşmelere kadar boşalışlar yaşadık... Tüm bunlar yatıştırıcı olmaya yetmemiş. o sabah Elke, beyaz sörfü ile Akdenize açıldı. Bir daha geri gelmedi. Olasılıkla bir sonraki gece “anlatamayacağı”(!) üzücü olay bu idi. Akşam hava kararırken sahipsiz kalmış sörfü vurdu Çıralı kıyılarma. Onu Ziggy ile karaya çektik. O gece, yaşadığı en üzücü olayı anlatmak için bir tek kişi kalmıştı geriye. O da bendim. Anlatsam, kuşkusuz Elke’den başka bir şeyi anlatrnazdım. Ama yapamadım. Ağzımı her açtığmıda boğulacak gibi oldum. Burnumun ucu sızladı ve gözlerime yaşlar doldu. Bunun yerine, Ziga, “Gittiler ve bir daha dönmediler, o beyaz kuğular...” adlı öyküsünü bir kez daha anlattı.

Sessiz gözyaşları döktük istanbul ataköy bayan escort için. Sabah olurken. Olimpos sahilinde bir cenaze töreni yaptık. Törenle Elke’nin beyaz sörfünü gömdük. Cenaze töreninde Ziggy, Ispanyol gitarıyla King Crimson’m Epitaph’ını çaldı. Mezar taşı yerine Elke’nin sörfünün direğinden bir parça diktik. Uzerine; “Olimpos’un Son Mutlu Yazı,” yazdım Elke’nin rimelleriyle. Altına imza olarak da biz Sekiz dostun adlarını yazdım. O sabah Olirnpos’a zamansız bir yaz yağmuru yağdı. Rimeller aktı. Yazılar silindi, _ Olympos, 94 yaşından sonra barbar istilasına ugradı. yağdı. Rimeller aktı. Yazılar silindi. Olimpos, 94 yazmdan sonra barbar istilasma uğradı.