İstanbul Escort avcılar escort rahibe istanbul fantezisi

Avcılar escort rahibe istanbul fantezisi

(...) 
Ertesi gün, sabah ibadetinden sonra Başrahibemiz bana: 
» Sainte-Suzanne, dedi umarım ki bugün başınızdan geçenleri bana anlatırsınız. Gelin... dedi. 
Gittim. Beni yatağının yanındaki koltuğa oturttu. istanbul escort avcılar Kendisi de daha alçak bir iskemleye yerleşti. Daha uzun boylu olduğum ve biraz da yüksekte oturduğum için, ona tepeden bakıyordum. Bana o kadar sokulmuştu ki, dizlerim, onun dizlerinin arasına giriyordu. Dirseğini yatağa dayamıştı. Ona: 
"Yaşıma göre çok çile çektim. ( istanbul escort )  Yakında dünyaya geleli yirmi yıl olacak.Bu yirmi yıl hep çileyle geçti. Bilmem hepsini size anlatabilecek miyim, bunları dinlemeye yüreğiniz katlanacak mı? Babamın evinde çok acı çektim. Sevgili anne, nereden başlamamı istiyorsunuz? 
Ta başlangıçtan. 
Ama, söyledim size, sevgili anneciğim. Bu hem çok uzun sürer, hem de çok kederli bir hikâye. Sizi uzun uzun üzmek istemem. 
Hiçbir şeyden çekinme, ağlamayı severim ben. Duygulu bir . insan ıçin gözyaşı dökmek tatlı bir şeydir. Sen benim gözyaşlarımı silersin, ben de seninkilerini. Böylece acı anılarını dinlerken ikimiz de mutlu oluruz. Bu şekilde kalplerimizden doğan duygular bizi kimbilir nerelere götürür? 
Bunları söyleyerek beni, yaşarmaya başlayan gözleriyle tepeden tırnağa süzdü. Ellerimi tuttu. Bana daha çok sokuldu. O kadar ki vücutlarımız birbirine değiyordu. 
Anlat yavrum, dedi, seni dinliyorum. Kendimi coşkun duygulara bırakmak ıçin, içimde sabırsızlık var. Ömrümde kendimi bu kadar şefkatli ve duygulu hissetmemiştim. 
Bunun üzerine, aşağı yukarı, size yazdıklarımı anlatmaya başladım. Anlattıklarımın onun üzerinde bıraktığı etkiyi derin derin iç çekişlerini, döktüğü gözyaşlarını, zalim annem ve babama, Sainte-Marie'deki korkunç kızlara ve Longchamp'dakilere karşı duyduğum derin nefreti ve bunları nasıl açığa vuruyor onlara lanetler yağdırıyordu. Bunların hepsini size anlatamam. Bunların birinin yerine gelmesini istemem. En zalim düşmanımın bile saçının teline zarar gelmesini istemezdim. Zaman zaman beni durduruyor, ayağa kalkıyor, geziniyor, sonra tekrar yerine oturuyor, arada bir, gözlerini ve ellerini gökyüzüne doğru kaldırıyor ve en sonunda başını dizlerimin arasına gömüyordu. Beni zindana attıkları sahneyı, nasıl herkesten uzaklaştırıldığımı, nasıl herkesin önünda Bağışlanmamı dilettirildiğimi anlatırken feryatlar koparmıştı. (Hikayemı bıtırıp de sustuğum zaman vücudu yatağına sarkmiştı. Yuzunu yorganın ıçine saklayarak, kollarını başının üstünden Auzatmıştı. Uzun süre böylece kaldı. Ona: 
Azız anneciğim, size üzüntü verdiğim için bağışlayın beni. Ama bunu önceden söylemiştim; siz istediniz... 
Şu yanıtı verdi: 
"Kötü yaratıklar! Canavarlar! İnsanlık buderecede ancak manastırlarda alçaltılabilir. Kinle, bu insanların huysuzlukları birle.şince artık ne kötülükler yapılabileceğini kiınse kestiremez. Bereket versin ben yumuşak huylu bir insanım. Bütün rahibelerimi severim. Onlar da az çok bana benzemişlerdir; birbirlerini severler. Ama senin bu zayıf vücudun bunca eziyete nasıl katlandı? Bu min-_ nacık eller, ayaklar nasıl oldu da kırılın'adı? Nasıl oldu da bu körpe _ Vücut harap olmadı? Bu gözlerin feri ağlaya ağlaya sönmedi? Za. limler! Bu kolları halatlarla sıktılar demek!" 
Kollarımı yakalayarak öpmeye başladı. ve sürdürdü sözünü: 
"Nasıl kıydılar da, bu gözleri yaşa boğdular?" diyerek busefer gözlerimden öpüyordu... 
Kimbilir bu ağızdan ne iniltiler, ne. iç çekişleri çıkmasına neden olmuşlardı? dedi ve ağzımdan öptü. "Bu sevimli, bu tatlı yüzün hep keder bulutlarıyla kaplanmasına nasıl razı oldular? Bu gül yanakları nasıl soldurdular?" diyerek, yanaklarımdan, ellerimi överek, ellerimden öptü durdu. "Bu başı hırpalamak, saçlarım yolmak, bu alnı kederle buruşturmak ha?" diye söylenerek başımdan, alnımdan, saçlarımdan öpüyordu. "Bu boyna ip taktılar, bu omuz_ ları sivri tırnaklarıyla yırttılar demek?" diyerek gömleğimi çözdü, giysimin üst yanını açtı. Saçlarım darmadağınık, çıplak omuzlarıma dökülmüştü. Göğsüm de yarı açıktı. Boynumda açılan omuzlanmdan başlayarak, yarı çıplak göğsüme kadar öptü., öptü, öptü. O zaman butun vücudunun titremesinden, dilinin dolaşmasından, gozlerinin kayışından, ellerinin dolaşmasından, bana ateşli ateşli sarılışından, kollarının kuvvetle boynuma dolanmasmdan, dizlerimi dizleriyle gittikçe daha fazla sıkıştırmasından yine hastalık nöbetinin tutmak üzere olduğunu anlamıştım. Içimde nelerin geçtiğim' pek anlayamıyordum. Yalnız büyük bır korku almıştı beni. Müthiş bir titremeye kapılmış, yarı baygın bir hale gelmiş. tim. Bundan da Başrahibenin hastalığının bulaşıcı bır hastalık olduğu hakkındaki şüphemin yerinde olduğu meydana çıkıyordu, Ona
"Seygı'li annem, dedim, bakın beni ne perişan hale getirdiniz? Ya biri gelirse
"Dur dur, diye boğuk bir sesle inledi, kimse gelmez.., " 
Bir yandan kalkmaya, kendimi ondan kurtarmaya çabalarken: 
”Anneciğim, dedim, dikkat edin, yinelfenalaşıyorsunuz. Izin verin de gideyim beni' 
Yanından ayrılmak istiyordum. Ama elimden gelmiyordu. Hiç gücüm kalmamıştı. Dizlerim bükülüyordu. O. oturmuştu, ben ayaktaydım. Beni kendine çekti. Üstüne ynvarlanıplonu incitmekten korktum, 
Yatağımın kenarına ilişerek:
"Sevgili anneciğim, ne Olduğumu bilmiyorum, bir fenalık var içimde." Bende de, dedi. Ama dinlen biraz. Geçer, bir şey değil. 
Gerçekten de Başrahibe sükunet bulmuştu. Ben de kendime gelmiştim. Ama ikimizde bitkindik. Başımı yastığına bıraktım. Onun başı dizime“ *yaslanmıştı. Alnını da ellerime dayamıştı. Bir süre böylece kaldık. Bilmem 'neler'düşünüyordu. Bana gelinCe, bir, şey düşündüğüm yoktu. Kaldı ki düşünemiyordumda. Bütün _kuvvetim vücudumdan çekilmiş gibiydi. Ikimiz de s_usuyorduk. Once Başrahibelbu seesizliği bozdu:, 
' "Suzanne, bana anlattığınıza bakılırsa, ilk Başrahibenizi çok seviyordunuz?"
Çok. 
O sizi benden çok sevmiyordu ama,, şız onu benden çok seviyordunuz, değil mi? yanıt vermiyorsunuz. Mutsuzdum, o benim çektiğim açılan haüiletıyordu... ,
Peki ama rahibeliğe karşı duyduğunuz bu nefret neden ileri . geliyor? Bana hepsini söylemediniz Suzanne? Bağışlayın beni madame. 
*N e! Bu kadar sevimli olduğunuz halde, size bunu kimsenin söylememiş olmasına imkân yok.Söylemişlerdi geki, size bunu söyleyenden hoşlanmıyordunuz herhalde? ayır. 
Ondan hoşlanmamış mıydınız? -Kesinlikle hayır! 
ğe! Kalbinizde hiçbir duygu uyanmadı mı? 
Ne! Sakm manastıra karşı duyduğunuz tiksinti, annenizle,. babanıza karşı duyduğunuz açık veya kapalı bir kinden ileri gelmiş olmasın. Bana söyleyin her şeyi, hoş görürüm. 
Anlatabileceğim bir şey yok, aziz anneciğim. 
Bir kez daha soruyorum. Manastır yaşamına karşı duyduğujnuz nefret neden ileri geliyor? 
Bu hayatın kendisinden. Böyle birtakım görevlere, işlere katlanmaktan, dünyadan el etek çekmekten, zor altında yaşamaktan hoşlanmıyorum. Başka bir yaşayış için yaratılmışım gibi geliyor bana.Neymiş bu? Beni bunaltan can sıkıntısı. Canım sıkılıyor. ' Burada mı? 'Evet aziz annem, bana gösterdiğiniz bütün iyiliklerle birlikte. Ya peki kendinizde birtakım istekler, içinizde kımıldanmalar duymuyor musunuz? 
Hiçbir şey duymuyorum. ~ Ben de böyle düşünüyorum. Durgun bir karakteriniz var gibi geliyor bana. 
' Eh, oldukça. 
* Dahası Soğuk bile denilebilir. 
-Bilmem. 
Toplum yaşamını biliyor musunuz? 
Pek az. 
Ohalde sizi çeken nesi var bu yaşamın?
Bu, pek belli değil ama, herhalde bir imali şey o ? .. Özgürlüğünüzü kaybetmiş olmanıza mı üzülüyorsunuz 
Belki buna ve belki daha birçok şeylere. k 1 me * Ya bu Ötekı şeyler ne? Bana kalbinizi açın dostum eV en mi istiyorsunuz? he ok Neden yeğlerdiniz? 
 Peki söyleyin bana, bir erkegin yanında neler duyardimz? d' Hiçbir şey, ince fikirli ve iyi üşe lerdim onu. Güzel yüzlü ıse bunu da fark ederdim Peki, kalbiniz sakin nıi dururdu o zaman. Şimdiye kadar heyecansızdı .  Ne! Ateşli gözlerle gözlerinizin içine baktıkları zamanda mi bir şey duymazdınız? Kimi zaman sıkıhr, önüme bakardım. 
İçinizde hiçbir şeyler olmaz mıydı?  Hiç. ’ Ya peki duyularınız size hiçbir şeyler söylemiyor mu? Bunların dilinden anlamıyorum. -Ama bir dili vardır bunların. _ Olabilir.  Demek anlamıyorsunuz bu dilden? ' Hiç anlamıyorum. n Ne!... Siz.. Ama bilseniz ne tatlı bir dildir bu. Öğrenmek ister ' misiniz bu dili . Hayır sevgili anneciğim, ne işime yarayacak kj? _ Can sıkıntınızı gidermeye Belki daha çok artırır. Hem sonra, hi ba k dari b_u duyguların dili neye yarar ki? asıyl? konuşma! İnsan her zaman, başka biriyle konu . söyleninekten daha iyidir,: bu da büsbütün Şkeyiğşzîğh kendıne makla birlikte. 
“Söylediğinizden bir şey anlamıyorum “ 
İstersen daha açık konuşayım yavrucuğum  Hayır, sevgili annem hayır. Bir şey bil miYorum benen bir adamsa zevkle dinmek de istemiyorum. Yalnız, halimden daha çok yakınmama yarayacak şeyleri öğrenmek istiyorum. Hiçbir dileğim yok. Doyuramayacağım hiçbir isteğin peşinden koşmak istemiyorum. 
Peki neden doyurama yacakmışsınız? .. Nasıl bilebilirim? 
Benim gibi ' Sizin gibi mi? Ama bu manastırda biri yok ki? 
Ben varım, sevgili dostum ve siz varsınız. 
Peki ama, benden size, sizden bana ne olabilir? 
Ah! Ne masum şey Tanrım! 
Doğru sevgili anneciğim, çok masumum ve böyle olmamaktansa ölümü yeğlerim.  Son sözlerimde onu darıltacak ne vardı bilmiyorum. Bunları söyler söylemez, yüzü birden değişti, ciddileşti, canı sıkılmış gibi bir hal aldı. Önce eliyle dizimi sıkmaktan vazgeçti. Sonra da büsbütün çekti. Önüne bakıyordu. Ona, "Aziz anneciğim, ne yaptım ben? Yoksa ağzıından sizi kıracak bir şey mi kaçırdım? Bağışlayın beni. Gösterdiğiniz hoşgörüye egüvenerek böyle konuştum. Söyleyeceklerimi önceden hesaplamadım. Ama hesaplasam da başka türlü konuşamazdım Belki de daha fena konuşurdum böyle yapsaydım. Konuştuğumuz şeyler bana 0 kadar aykırı görünüyor ki.. bağışlayın beni.." Bunları söyleyerek kollarımı boynuna doladım, başımı omuzuna yasladım. O da bana sarıldı; büyük bir şefkatle kollarının arasında sıktı. Bir süre böylece kaldıktan sonra yine tatlı ve sakin bir sesle İyi uyuyabiliyor musunuz Suzanne? diye sordu. -Ç0k iyi,dedim, Yatar yatmaz hemen uykunuz geliyor. mu? . 
Çoğukez -Ya peki, hemen uyumadığımz zamanlar ne düşünürsünüz? 
Geçmiş yaşamımı, geleceğimi, ya da dua ederim, ağlarım. 
 Başka bir şey yapıyor muyum bilmiyorum Peki, sabahları erken :gyagdlglmz zamanlar? 
Kalkarım
Hemenmi?
Hemen. 
Hülyaya dalmaktan hoşlanmaz mısınız? Hayır. Yatağın tatlı sıcaklığının keyfini çıkarmak ıstemÇZ mısınl Hayır. Hiç mi? . Bu kelimeyi. söyler söylemez durdu iyı de ettı. .. bir şey sormuyordu. Yanıtım belki de onu daha ÇOk uze ne düşündügümü gizleyecek değilim. . Bununla birlikte susuşu uzun sürmedi fakat Ne kadar güzel olduğunuzu şöyle zevk duyarak hıç ar e me. dinizmi? ' Hayır, aziz annem, bilmem söylediğiniz kadar guzel mıyım, Insanın güzelliği başkaları içindir, kendisi için değil. Ellerinizi, bu güzel gerdanda, bu butlarda,-bu karmdao kadar sıkı, o kadar beyaz-ve tatlı olan etlerde gezdirmek isteğini duymadınızmı
Oh! duymadım böyle bir şey, günahtır. böyle şeyler. İçimden bır şey gelseydı, gunah çıkartırken bunu nasıl soyleyebılır.