İstanbul Escort düzeltilecek izinli KAçAMAğIN TADI OLMUYOR

Düzeltilecek izinli KAçAMAğIN TADI OLMUYOR


Çok çalışmaktan ve her gece o kulüp senin, bu diskotek benim dolaşmaktan sıkılan genç zenginler son günlerde grup partiler düzenlemeye başladılar. On-onbeş kişi bir araya geliyor, eşlerinden de izin alarak bir diskotek kapatıyorlar. Sizin de tahmin edeceğiniz gibi bu pek “erkek erkeğe” bir eğlence o|muyor. Eşlerini bu partilere gönderen kadınlar da. “Bız izın vermesek yapmıyorlar mı sankı. Hiç olmazsa haftada bır gu’n çılgınlık yapıp. dıger gunler bızımle olsunlar,“ diyerek o geceyi yalnız geçirmeye razı oluyorlar.  istanbul escort 

Partilere katılan beylere sorarsanız, sabahlara kadar çılgınlığın her türlüsünu' yaşıyorlar. Tabıi bu tür konularla övu'nmenin yanlış olduğunu bildıklerinden olsa gerek, ayrıntıları pek anlatmıyorlar. Sonunda bu partilerin hemen her hafta konuğu olan bir kız anlattı bize oralarda neler olup bittiğini: “lik başlarda hepsi çok sıkılgandı. Bize lise öğrencisiymişiz gibi davranıyorlardı. Birkaç topIantıdan sonra açıldılar... Gece yarısına kadar dans ediyor, sonra kurayla eşler seçiliyordu. Hatta bir keresinde  bana en gevezeleri düşmüştü. Adam sevişirken bile hiç durmadan konuşuyordu. Şu anda anlattıklarının ancak yarısını hatırlayabilis yorum ama beni çok güldürdü. Sevişmenin tam ortasında » şarkı söylemeye başlamıştı. Hiç öylesine rastlamadım. Yine de, hiç ayırım yapmadan söyleyebilirim ki, hepsi de bir kadını nasıl mutlu edeceklerini çok iyi biliyorlar. Sabaha kadar çılgınlar gibi sevişiyor, eğleniyorduk. Ama aynı toplantılar her hafta tekrarlanmaya başlayınca onlar da sıkıldılar. Şimdi yine biraraya geliyorlar ama 0 çılgın partiler yerine ya sabaha kadar içip iş konuşuyorlar. Ya da bizim kızlardan birinin kucağına yaslanıp dertleşiyorlar. Demek ki çocukların seksten çok sohbete ihtiyaçları varmış." 
Genç zenginlerin hiç biri Şimdilik, “Biz Paşa paşa bu bayat partilerden vaz geçip, işi briç partilerine çevirelim," demeyi kendine yediremiyor ama izinli kaçamağın tadı olmadığını da hemen hepsi anladılar sonunda.fındıkzade


ouis uyuyamıyordu. Yatağında döndü ve yüzüstü yattı. Sanki bir kadının üzerinde yatıyormuşcasına sıcak çarşafların içinde yüzünü yastığa gömdü. Fakat yatağa sürtünmesi vücudundaki ateşi yükseltince, vazgeçti. Kalktı ve saatine baktı. Gecenin ikisiydi. Içindeki volkanı yatıştırmak için ne yapabilirdi? Evden dışarı çıktı. Ay parlıyor ve yolunu aydınlatıyordu. Normandiya kıyısındaki bölge, insanların bir gece veya bir haftalığına kiraladığı kulübelerle doluydu. Amaçsızca dolaşmaya başladı. Bir süre sonra kulübelerden birinde ışık gördü. Ormanın kenarında ve diğerlerinden ayrılmış bir kulübeydi. Sessizce yaklaştı. Jaluzi aşağı çekilmişti, ama tam olarak kapanmamıştı. Louis odanın içine baktığında, şaşırtıcı bir manzara ile karşılaştı: Sanki yeni savaştan çıkılmış izlenimi veren yastıklar, karman çorman battaniye ile örtülü çok geniş bir yatak; yatağın bir ucunda sanki oraya zorla itilmiş ve haremde bir sultan gibi sırtüstü yatarak ayaklarını uzatmış çırılçıplak bir adam ve Louis’in sadece sırtını görebildiği çırılçıplak bir kadın. “Sultanı”nın üstüne eğilmiş, başını adamın bacaklarının arasına gömmüş, bilinmez hangi zevki adamın vücudundan emerken kalçaları titriyor, bacakları her an sıçrayacak gibi gerilmiş duruyordu. Adam ara sıra eliyle kadının başını tutarak sanki onun çılgınlığını engellemeye çalışıyordu. Bir ara uzaklaşmak istedi. Sonra kadın büyük bir çeviklikle sıçradı, adamın üzerine eğildi ve yüzünün üzerine diz çöktü. Adam artık kımıldayamıyordu. Yüzü tam olarak kadının alhndaydL Uzun bir zaman bu pozisyonda kaldılar. Louis o kadar altüst olmuştu ki pencereden uzaklaştı. Daha uzun süre seyretseydi, içinde yanan şehveti oracıkta tatmin edecekti. Adam ile kadının hayalini peşinden sürükleyerek hızlı hızlı yürüdü... 
Sonra kum yığınlarına ve katıksız tenhalığa ulaştı. Kum yığınları berrak gecede karlı tepeler gibi parıldıyordu. Arkasında okyanus yatıyor ve dalgaların ritmik hareketini işitebiliyordu. Birdenbire önünde yürüyen birinin görüntüsünü yakaladı. Bir kadındı. Pelerin giymişti. Rüzgar pelerinini bir yelken gibi havalandırıyor ve sanki onu her an uçuracakmış gibi görünüyordu. Louis kadına yetişmeye çalıştı. 
Okyanusa doğru yürüyordu. Kıyıda kadın elbiselerini çıkardı ve gecede çırılçıplak kaldı. Sonra dalgalara doğru koştu. Louis de üzerindekileri çıkardı, 0 da suya koştu. O anda kadın onu gördü, duraksadı. Fakat berrak ay ışığında erkeğin genç vücudunu, güzel yüzünü ve tebessümünü görünce korkmadı. Louis’e doğru yüzdü. Birbirlerine gülümsediler. Erkeğin tebessümü gecede bile sersemleticiydi. Gözler, kusursuz vücut hatlarından ve pırıl pırıl dişlerden başka hemen hiçbir şeyi seçemiyordu. Erkek kadına yaklaştı. Kadın kaçmadı. Erkek ansızın ustalıkla yüzerek kadının üzerine geldi, dokundu ve yanından geçti. _ Kadın yüzmeye devam etti ve erkek onun önünden tekrar tekrar geçti. Sonra kadın suyun içinde ayağa kalktı ve Louis dalarak onun bacaklarının arasından geçti. Birlikte güldüler. Louis çok heyecanlanmıştı. Erkekliği sertleşmiş olarak yüzdü. Sonra çömelerek sanki bir savaşa hazırlanırcasına birbirlerine yaklaştılar. Erkek kadını kendine doğru çekti ve kadın vücuduna dokunan sertliği hissetti. Louis kendini kadının bacaklarının arasına yerleştirdi. Kadın ona dokundu. Erkeğin elleri kadını aradı, her yerini okşadı. Sonra da kadını daha bir sertçe kendine doğru çekti ve onunla birleşmek istedi. Fakat kadın kendini kurtardı ve sudan çıktı, kum yığınlarına doğru koştu. Uzerinden sular damlıyordu. Erkek gülerek onun takip etti. Kadın yatıyor, gülüyor ve ıpıslak onu bekliyordu. Ama sonra tam kadını en çok arzuladığı anda cinsel isteği söndü. Louis şaşırdı. Günlerden beri içinde büyük bir şehvet duyuyordu. Şimdi de kadına sahip olmak istiyor, ama yapamıyordu. Çok utandığını hissetti. Kadın şaşırtıcı bir şefkatle konuştu: “Daha çok zamanımız var. Gitme. Herşey çok güzel.” 
Kadının sıcaklığı ona da geçti. Arzusu geri gelmedi ama kadını yanında hissetmek çok güzeldi-. Ustüste yatıyorlar, erkeğin karnı kadınınkinin üzerinde, tüyleri tüylerine, göğüsleri. göğsüne bastırılmış ve kadının ağzı erkeğinkine yapışmış bir halde... Sonra erkek kadına bakmak için yavaşça doğruldu. Onun ince, cilalı bacaklarını, zengin tüylerini, muhteşem tenini, dolu dolu göğüslerini, uzun saçını, geniş gülümseyen ağzını gördü. 
Erkek bir Buda gibi oturdu. Kadın yerinden doğruldu ve erkeğin sönmüş ufaklığını ağzına aldı. Dilini üzerinde gezdirerek, yavaşça ve şefkatle onu yaladı. Bir uyanış sezildi. Louis, geniş kırmızı dudakların onu sarmasındaki güzelliğe baktı. Yavaş yavaş uyanıyordu ama henüz yeterli değildi. 
Kadının cinselliğinde mehtapta parlayan ıslaklığını görebiliyordu. Kadın sürtünüyordu. Büyüyen erkeklik kadının tenini hissediyor, kadının sıcak eti sürtünmeden hoşlanıyordu. "“Dilini. ver bana," dedi kadın ve erkeğin üzerine eğildi. Sürtmeyi durdurmadan erkeğin dili.ni ağzına aldı ve kendi diliyle onun dilinin ucuna dokundu. Ve Louis ileri geri gidip gelen sıcaklığı hissetti. 
Kadın iki. parmağı Louis’in çevresinde, bacakları ardına kadar açılmış bekleyerek ağzını açık tutmaya devam etti. Kanı bütün vücudundan bacaklarının birleştiği yere doğru akarken Louis büyük bir heyecan hissetti. Artık sertti. 
Kadın bekledi. Erkeği hemen içine almadı. Sıcakta erkeği bir köpek gibi soluk soluğa bıraktı. Louis kadının cinselliğinin açık ve bekleyen kırmızı ağzına baktı. Ansızın arzunun şiddeti onu sarstı ve tamamdı. Dili onun ağzındayken kendini kadının üzerine attı ve ona sahip oldu. 
Sırtüstü yattılar. Sigara içiyorlardı.. Şafak üzerlerine doğuyor, yüzlerini aydınlatıyordu. Kadın, uzaklara bakarken Louis’e bir hikaye anlattı: 
Bir diplomatı öldüren bir Rus militanı asıldığında kadın Paris’teydi. Rus’un yargılanmasını bütün arkadaşları gibi büyük bir tutkuyla takip etmişti. Çünkü adam bir fanatikti. Sorulan sorulara Dostoyevskivari cevaplar vermiş ve mahkemeyi büyük bir tevekkül ile karşılamıştı. 
O zamanlar insanlar hâlâ idam ediliyorlardı. Ceza genellikle Sante hapishanesi yakınlarındaki küçük meydanda, şafak sökerken infaz ediliyordu. Polis kimseyi sehpanın yakınına yaklaşamıyordu. Çok az insan idamları izleyebiliyordu. Fakat Rus’un idamı sırasında duygular taşmış olduğu için Montparnasse’ın bütün öğrenci ve sanatçıları, genç anarşistler ve devrimciler idamı seyretmeyi kararlaştırmışlardı. Içki içip sarhoş olarak bütün gece beklediler. Kadın da onlarla birlikte bekledi, onlarla birlikte sarhoş oldu. Korkunun yarattığı büyük bir heyecan içindeydi. llk kez hayatında birinin öldürülmesini izleyecekti. 
Şafağa doğru kalabalık daha da artmıştı. Polis kordonunun izin verdiği ölçüde sehpaya yaklaşmışlardı. Kadın da kalabalıkla birlikte sürüklenmiş ve insanların itiş kakışında idam sehpasının on metre kadar vanına gelmişti.
Kordona yaslanmış, büyülenmiş gıbı bakıyordu. Sonra kalabalıktaki dalgalanma onu başka yerlere itti. Fakat hâlâ ayaklarının ucuna basarak herşeyi görebiliyordu. insanlar birbirlerini itekliyorlardı. Mahkum gözleri bağlı halde getirilmişti. Cellat bekliyordu. ,Iki polis, mahkumu tutuyor ve ağır ağır darağacının merdivenlerini çıkartıyordu. 
O anda kadın, arkadan birinin gereğinden fazla üstüne abandığını hissetti. Terör duygusuyla öyle titriyordu ki, arkadan gelen abanma o anda kabul edilir birşeydi. Vücudunu ateş basmıştı. Kıpırdayamıyordu, meraklı kalabalık tarafından olduğu yere mıhlanmıştı. Uzerinde devrin modası olan yukarıdan aşağı düğmeli beyaz bir bluz ve etek vardı.. Pembe külotununu göründüğü bir etek ile göğüslerinin şeklini belli eden bir bluz. 
iki el belini. kavradı ve kadın açıkça adamın sertleşmiş erkekliğini arkasında duydu. Nefesini tuttu. Gözleri asılmak üzere olan adama dalmıstı. Her yerinde sinir ve gerginlik duydu. O sırada eller göğüslerine uzandı ve onları kavradı. 
Çelişkili duygular içinde başının döndüğünü hissetti. Bir el eteğinin içinde bir yarık arıyordu şimdi. işte düğmeleri de keşfetmişti. Adamın elinin çözdüğü her düğme, kadının nefesini korku ve rahatlama ile dolduruyordu. El her düğmeyi çözüşten önce kadının karşı koyup koymadığını deniyordu. Kadın kıpırdayamıyordu. 
Kadının beklemediği ustalık ve çabuklukla iki el eteğini arkaya çevirmiş, böylece eteğinin yırtmacı arkaya dönmüştü. Yoğun kalabalık içinde kadın şimdi yırtmaç arasından kayan bir seriliği hissedebiliyordu. 
Gözleri darağacına tırmanmakta olan mahkuma takıldı kaldı ve kalbinin her vuruşunda o sertlik eteğinin içinde biraz daha yol alıyordu. Artık eteği delip geçmiş ve külodunu zorlamaya başla-mıştı. Etinin üzerinde ne kadar da sıcak ve sertti.. Idam mahkumu artık darağaa cının üzerinde duruyordu ve ip boynuna geçirilmişti. Mahkuma bakmak kadına o kadar acı“ veriyordu ki, arkasındaki etin dokunuşu onun için bir rahatlama, insani, sıcak ve teselli. edici bir şeydi. Kalçalarının arasında titreyen alet, ölüm geçip giderken ona hayata sımsıkı. sarılmak güzelliğini veriyordu. 
Kadın korku ile sarsılıyordu. Ama bu sanki şehvetin bir titremesiydi. Mahkum ölüler dünyasına göçüp giderken, adam kadının içinde son büyük sıçramasını yaptı ve sıcak hayat tohumunu içine döktü. 
Kalabalık adamı kadının üzerine abandırmıştı. Neredeyse nefes alamıyordu ve korkusu bir zevk, hayatı hisseden vahşi bir zevk haline gelmişti. Mahkum ölürken kadın bayıldı... 
Bu hikâyeden sonra Louis uykuya daldı. Bazı hayâllerin kucağında titrerken. rüyaların doygunluğu ile uyandığında kadının gitmiş olduğunu gördü. Kumda kadının bıraktığı ayak izlerini takip etti, fakat bir süre sonra ayak izleri kulübelere giden ormanın içinde bitiyordu. Böylece onu kaybetti. om