İstanbul Escort escort ayçanın maltepe istanbuldaki zevkleri

Escort ayçanın maltepe istanbuldaki zevkleri

Maltepede işyerindeki masanın en alt çekmecesine tıkılarak saklanmış anılar, öğle sıcağıyla dirseğinden akan birkaç damla terin anlık ışığında aydınlandı. Şu buruşturulmuş kâğıt parçalarındaydı hepsi; “Sende olmak bende olmak sevgilim. Bende olmak, tende olmak şimdi...” Şimdi? Öğleden sonra neredeyse her saat başı bir t0plantı varken, telefonlar susmuyorken, bunları hiç düşünmemesi gerekirken... Kırmızı kiremitli apartrnanm rutubet kokan alt katında dünyanın geri kalan kısmıyla ilgilenmiyorlardı. İki odalı ev büyük geliyordu onlara. Konuşmak kadar doğaldı her şey...istanbul maltepe escort sabahın en erken, uyumanın en güzel olduğu saatlerde, annesinden “birazcık daha uyku” dilenen bir çocuk gibiydi sürekli. Saatleri göremeyeceğin bir yere kaldırdım. Gitmeliyim. Hayır, lütfen... Yarı açık dudaklarının arasından kısık sesle konuşur, istanbul bayan escort Ayça’ya her seferinde daha güçlü sarılırdı. Onun karın kaslarıyla tuhaf bir gurur duyardı Ayça. Terleyen bedeninin her kıvrırmm sadece görmek bile, o anda ona sahip olabilme duygusuyla karışık tanımsız haz verirdi. Büyüdükçe, yolu üstündeki engelin de büyüdüğü bir çemberin içindeydi genç kadın. Her anı yıllara bedelmiş gibi gelen bu tutkuyu yaşadığına şükretmekle, ayrılığa biraz daha yaklaştığım fark etmek arasında geçiyordu zaman. 
Yaşam şu tatlı heyecanı duyduğum ana sığabiliyor. Sensiz yoruluyorum. Dinlendir beni sevgilim. Yorsam olmaz mı? 
Sözcüklerin anlamı başkaydı bu evde. Kimseyle paylaşmamıstı onunla yaşadıklarırıı. Paylaşıldıkça azalmasmdan korkardı. Zaten anlatabileceğine, anlaşılabileceğine de inanmazdı. “Bir başkasıyla olursan aynada beni görmeye nasıl dayanacaksm?” Bu bir duygu sömürüsü mü? Belki... “Sen kendini yadsıyorsun, kendini bırakırsın gidersen...” Ayça bunları da kimseye söylemedi. Ona söylemek için provalar yaptı, evet. Ama söylemedi. Söylemeyecek kadar asil ya da gururlu olduğundan değil. Belki de sıra gelmedi, fırsat bulamadı, onunla geçirdiği anları harcamak istemedi. Ayça onun hep gelmesini istedi. Dışarda mı yiyeceksiniz; odanıza bir şeyler söyleyelim mi Ayça Hanım? Odamda kalacağım, bir sey istemiyorum, teşekkürler. Yüzüne bakınca maddelerin, renklerin dışma çıkardı. Duygu öyle yoğun ve kıskançtı ki, onunla yalnız kalmak için Ayça’yı bile dısarda bırakmak isterdi sanki. Ayça’mn ve sevgilisinin dışmda, onlardan çok daha büyük bir güçtü yasadığı. Daha sıkı ve daha çok sarıl bana... Olabileceği kadar güzel olmaya çalısırdı o günlerde. Her seferinde bir gün içinde yiyebileceklerinden, içebileceklerinden fazlasını alır, buzdolabun doldururdu. Harcadığı paranın farkında değildi. Yemek kitaplarından ve hafta içi arkadaşlarmdan öğrendiği tarifleri uygulamaya çalışır, sanki kalabalık bir konuk topluluğunu ağırlayacakmıs gibi gösterişli sofra takımlarıyla servise hazırlardı. Hiçbir yerde olmadığı gibiydi bu evde. Renk renk iç çamaşırları, tüylü terlikler, baby doll’larla doluydu dolabı. Bakımsız saçlarla ya da makyajsız hiç karşısma çıkmazdı. Bedeninin kendine sunduğu tüm zevkleri, dantelli çarnaşırlarla, üzerine yapışacak kadar dar elbiselerle süslerdi. Bedenine verdiği ödüllerdi bu pahalı örtüler. Adeta o gelmeden kendiyle sevişmeye başlar, aynada gördüğünü ona sunmak için sabırsızlanırdı. Randevu saatine doğru hızlanan yürek atışlarıyla beklerdi. Her zaman ondan erken gelirdi. Onun yalnızca gelmesi yeterliydi. Yenilecekler, içilecekler, giyilecekler ve harcanacaklarla ilgilenmesi gerekmiyordu. Pencere kenarında yol gözlerken akşamı karşılamış olsa da, geçen her arabanın farı parke taşh yokuşun görebildiği bölümünü aydınlattıkça büyük bir heyecana kapılırdı. Kendi dünyasında yaşamayı severdi Ayça. O dünya tıpkı dışarısı gibi acılarla, düş kırıklıklarıyla, saçmalıklarla dolu olsa da, başkalarının çok ilgilenmek istemediği yaşamına yalnızca kısa süreliğine konuk olur, sonra korkak bir kaplumbağa gibi kendi kabuğuna çekiliverirdi. Annesi başka bir yaşam düşlemişti onun için. Arkadaşlarının bazısı, içinde evlilik ve çocuk olan o başka yaşamm içinde yer almıştı. Yaşamı, gülen insanların oluşturduğu bir fotoğraf karesi olarak göremedi hiçbir zaman. 0 karelerdeki insanların gözlerine, ellerine, yüzlerine daha dikkatli bakıp içeriyi merak ett'ı. 
Bak, tavşanlı biblo aldım. Civcivlisi de vardı ama bu daha güzeldi. Aslında bilirsin civcivleri tavşanlardan daha çok severim. Sabah erken gelip tüm evi temizlemeye çalıştım. Bence gazete ve dergileri ortadan kaldırmak için bir sepeüıniz ohnalı. Dün alışverişe Çıktığımda baktım, ama doğal dod kulusu yoktu. Masa Örtüsü, minik gece lambası, terlik ve benekli çarşaf da aldım. Sabah erkenden de markete uğrayıp kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeğimiz için ne gerekiyorsa yükledim. 
O kadını neden hırpaladm Ayça? 
“Hangi kadnn?” mı diyecekti sanki! “O kadını” Sadece 0 kadını mı? Tüm kadınları, tüm insanları, kırmızılar başta olınak üzere tüm renkli ışıkları yok etmek istemişti o anda. Tırmalayabildiği kadar tırmalamıştı yüzünü kadının. Hatta kanatmıştı. Kadın karşı koymaya çalıştıkça daha da güçlenmiş, avını parçalamaya niyetli bir vahşi hayvana dönüşmüştü. Gecenin karanlığında gücünün yettiği kadar bağırıyordu Ayça: “Çek ellerini onun üstünden! ! 
Başlamasak aslında... 
Başlatan ben değilim Ayça. 
Sana dokundu! 
Kim Ayça, hangisi? Ne Önemi var bunların, ne fark eder? 
Ne olur, devam etme... Midem bulanmaya başladı yine. 
Bir daha gelme lütfen oraya. 
Basit bir kız eğlencesiydi beş ay Önceki. Kızlar, bekâr olmanın avantajını kullanmayı düşünmüşlerdi. Ilk kez... Hepsi Ömründe ilk kez bir gece kulübündeydi. Filmlerde gördükleri sahnelerde bir fıgüranmış gibi kaldılar Önce. Şaşkınlığını üzerinden ilk atan Neslihan oldu. Ciyak ciyak geçen striptiz gösterisinden sonra sahnedeki erkeklerle tanışma düşüncesini ortaya atan da. Hatta ikisinin telefon numarasım alan da... Hepsi, ömürlerinin sonuna dek kahkahayla anlatabilecekleri bir anısı olsun istemişlerdi. Diğerleri de, Neslihan da bir kez bile o erkekleri aramadı. Ayça... 
Iki gün sonra, bir akşamüstü Bebek sahilinde onunla karşılaştı. Toprak rengi keten pantolonlu, açık yeşil gömlekli, spor ayakkabılı yakışıkhyla.... Ikisi de güldü bu rastlantıya. Ayça, o gülerken gözlerinin hafıfçe kısıldığını ilk orada fark etti. Ev tutma düşüncesi Ayça’nmdi. Kontrat imzalandıktan sonra yaşamlarmı beraberliklerinin, beraberliklerini bedenlerinin akışma bıraktılar. İşimi ve kim olduğumu bilmiyor musun Ayça? Ben bu evde seninleyim, ama hiçbir yerde senin değilim Ayça. Anla beni. İşimden herhangi bir rahatsızlık duymuyorum. Ama sen duyuyorsan tek çözüm var. Yalnızca biz yokuz sanki bu odada... Sana kim söyletiyor bunları? Ben söylüyorum Ayça. Daha Önce de söylemeye çahştığım gibi. Yalnızca onlar yoktu o odada, evet. Cinlerin ve perilerin bir cinsel şölene davetli olduğu, Shakes-peare’in yazdönümü gecesindelerdi sanki. Daha sabahleyin tozunu aldığı sehpamn altından kahkaha sesi geliyordu, tavşanh biblo büyüyerek canlanmıştı, meyvelerin ve kuruyemişlerin kabukları yerlere saçılıyordu. Şişelerce kırmızı şarap, parkenin üzerinde yollar oluşturarak akıyordu. Düşle gerçek, yaşamı olusturan bütün zıtlıklar gibi birbirine aldırmadan odamn ortasında kolkola girmiş zıphyordu. Başkalarının doğrularma hiç inanmayan, kendi yalanlarma ise bayılan herkes gibi; yarattığı dört duvarm üzerine çöktüğünü görüyordu Ayça. 
“Bilmiyor musun Ayça?” diyordu duvardaki saat her çıt sesinde: “Tüm zıtlıklardan doğan, olağanüstü bir bileşimdir aşk. Zıtlıklar yerine dağıldığında, buluşanlar ayrılır.” 
Seda Hanım sizi arıyor Ayça Hanım. Öğle tatilinden önce konuşmuşsunuz. Saat ikide de ihracat toplantınız var. Te... Teşekkür ederim. Seda Hanım’ı bağlayabilirsiniz. Onu düşünürken ıslanan gözleriydi artık. Kağıtları masanın alt çekmecesine biraz daha buruşturarak koymaya çalışırken açık duran gazete sayfasına gözü takıldı: “Club WX’te her gece canlı performans. Yaşamınızda hiç tatmadığınız heyecanlar sizi bekliyor!”