İstanbul Escort escort tarhinde istanbul

Escort tarhinde istanbul

Fıkrayı blirsiniz. Papa olağan istanbul gezılerınin birındedır. Gazetecıler sorar? “Genelevleri de zıyaret edecek mısınız’?“ Papa, aklı sıra zeki bir cevap verir: “Bu ülkede genelev var mı?” Ertesi gün gazetelerin manşeti oldukça çarpıcıdır: Papa'nın ilk sorusu: Genelev nerede? Belki Papa sormadı ama insanlar yüzyıllar boyunca genelevlerin nerede olduğuyla yakından ilgilendiler. ilgilenmeye de devam ediyorlar. Çünkü, “Dünyanın en eski mesleği" olarak tanımlanan escort luk kurumunun ilk akla gelen mekanı genelevler. Siz şimdi Yüksekkaldırım’ı tırmanır tırmanmaz karşınıza çıkan yerlere bakmayın, fahişeler bu aşamaya gelebilmek için az çile çekmediler. Ustelik, Papa’nın gözetim ve denetimi altında bulunan kiliselerin bu çiledeki günahı hiç de yabana atılacak gibi değil. Geçtiğimiz günlerde Pencere Yayınları arasında çıkan “Kadın Gözüyle Batı Avrupa’da Fahişeliğin Tarihi" adlı kitap tüm bu süreci anlatıyor. Jess Weils’in kaleme aldığı ve Nesrin Arman’ın Türkçe’ye kazandırdığı araştırma, özgür bir cinselliğin hiç de kolay olmadığını koyuyor ortaya. Wells, kitaba yazdığı önsözde, şu iki noktanın altını özenle çiziyor: “Ben asla para için fahişelik yapmadım.” Ve “Ben şimdi yalnızca kadınlara satılan romanlar yazan lezbiyen bir ayrılıkçıyım."
Yazarın anlattığına göre, ilkçağlarda fahişelik galata da neredeyse kadın özgürlüğünün bir teminatı olarak algılanıyor. Çünkü, evli ve çocuk sahibi kadınlar, evlerinden dışarı çıkamazken, fahişelerin her türlü gezi özgürlüğü var. Tiyatroya gitmek, orada oynamak, meyhanelere girebilmek de yine fahişelere tanınan bir haktı. Bu nedenle, fahişelik kurumunun devlet destekli bir oluşum olmasına şaşmamak gerekiyor. 
Ticari fuhuşun kökleri, Yunan ordusunun yapılanmasına parasal katkı sağlamak için devletçe işletilen bir kurum olarak yaklaşık M.O. 504 Atina’sına kadar uzanıyor. Atina'daki ilk genelevde çalıştırılanlar, tahmin edilebileceği gibi, Asyalı köleler, savaş mahkumları ve ailelerinden kaçırılmış ya da köle tüccarlarınca satın alınmış kadınlardı. Bunlar denizcıler için fuhuş cenneti olan Atina ve Korent'e gönderilirdi. Ustelik işin içinde dönemin filozofları filan da vardı. Söz gelişi, kanun koyucu Solon, genelevleri işletmeye açtığı için devletin kurtarıcısı ilan edilmişti, O da fahişelerin çok renkli özel bir elbise giymelerini ve saçlarını sarıya boyamalarını zorunlu kılmıştı. Böylece, kimin ne olduğu anlaşılacaktı. 
At'na'da genelev açmak için hükümetten izin almak gereklıydi. Genelev sahıpleri, tüm yurttaşlık haklarını yitınr ama kazançlı bir işin de sahıbı olurlardı. Genelevlerin kapısı her zaman açıktı ama asıl faaıyet saat dörtten sonra başlıyordu. Böylece, genç erkeklerin işlerinin baş ndan uzaklaşmaları engelleniyordu. Bu iş devlete inanılmaz ölçüde ciddi karlar sağlıyor,, gemi'ler ve silahlar bu gelirle alınıyordu. Bu nedenle de, kentten ayrılmak isteyen fahişelere izin verilmiyordu. Zina ise büyük bir suçtu. Mücadele edilen bir başka alan da homoseksüelliktif. Ne var ki, mücadelenin koşullarını belirleyenler başta Solon olmak üzere dönemin eşcinselleriydi'. Solon"un fahişeleri, eğitimlerine, espri yeteneklerine ve ait oldukları sosyal sınıflara göre derece dereceydi. Alt derecedekiler, her türlü muameleye tabi tutulurken, üst derecedekiler aristokratların konuklarına sunduğu yemek üstü kahvesi gibiydi. Atina'da fahişelerin haberleşme yöntemleri de son derece ilginçti. Mezartaşları fahişeler için doğal posta kutusu görevi görüyordu. Kent yakınlarındaki Ceramicus bahçe mezarlığı bu iş için biçilmiş kaftandı. Her kadının bir tür ilan tahtasına dönüştürdüğü bir mezar taşı vardı. Erkekler bu taşın üzerine, birkaç iltifat sözcüğüyle birlikte fiyat yazarlar, kadınlar da bu notu okuyup kendilerine bildirmesi için oraya her sabah bir köle gönderirlerdi. Kadın, eğer teklifi kabul. ederse o akşam mezarlığın yakınlarında gezintiye çıkar, 0 erkekle konuşup anlaşırdı. Bahçe her akşam çene çalıp kahkahalar atan kadınlarla dolu olurdu. Hatta, ünlü devlet adamı Perikles, Milet’ten getirilen Aspasia adlı bir kapatmayla burada tanışıp evlenerek devletin konuya verdiği önemi de vurgulamıştı. 
Batı dünyasında, cinselliği bir din haline getiren Hıristiyanlık da, fahişelik tarihine önemli katkılarda bulunmuştur. Simone de Beauvoir'in ifadesiyle, bütün bir Hıristiyan edebiyatı, bir yanda erkeğin kadına duyabileceği tiksintiyi körüklemeye çalışıyor; diğer yandan da fahişeliği resmi denetim altına alıyordu. Bir başka ifadeyle, kilise, hem fahişelik karşıtı bir söylem geliştirmiş, hem de “günahkarlar olmazsa günah da olmaz" tezinden hareket ederek, yasakları da özendirmişti. Yazarımızın ifadesiyle, ' "Denilebilir ki, fahişelik kurumuyla katolik kilisesi arasındaki ilişkiler, ikiyüzlülüğün az bulunur örneklerinden biridir.“ 
Ancak doğrusunu söylemek gerekirse Hıristiyanlık, henüz güçlü olmadıgı donemlerde, ezilen ve aşağılanan bir kesim olarak fahişelere de bir miktar sahip çıkmak gereğini duymuştu. Elbette ki zorla vergi almayı ihmal etmeden. Ne var ki, din büyükleri imparatorların yerini almaya başlayınca, kilise ile fahişeler arasında bir tür menfaat ilişkisi gelişmeye başlamıştı. Kuşkusuz bunda 1100'lerde papazların resmen evlenmeme yemini etmelerinin de büyük payı vardı. 1129’da 1. Henry’nin Londra'da topladığı Büyük Kurul, papazların kapatmaları ile yaşamalarını da yasakladı. Ne var ki, kral bu alanın çok karlı bir kaynak olduğunu hemen farketti. Ve papazların durumunu görmezlikten gelmeyi tercih ederek maiı götürdü. 
14. ve 15.. yüzyıllara kadar, kapatma tutmek için papazlara verilen izin belgeleriyle yine onlardan alınan vergiler. inanılmaz bir para sızdırma düzeni oluşturmuştu. 6. Henry ise işi daha da azıtarak, papazların kadınlarını kaçırtmış, daha sonra da fahiş fiyatlarla yine onlara satmaya başlamıştı. Kilisenin bu işin böyle yürümeyeceğini fark etmesi. fazla zaman almadı. St. Paul Katedrali’nin Ruhani Meclisi, 1287’de fahişeler için mülkler kiraladı. 1321 de özel bir temsilci kilise adına genelev satın almak üzere Papa 5. Clement tarafından İngiltere’ ye gönderiidi. 1309’da Strasbourg Piskoposu geliri'ni artırmak için bir genelev kurdu. Mainz Başpiskoposu 1457’ye kadar genelevleri haraca bağladı. Bu sayede, yüzyıllar boyunca genelevler bulundukları kentlerin zenginlik kaynaklarını oluşturdular. Dıni otorite ise, en fazla kar payı almak konusunda bırbırıne duşmuşm, lgınç olan şuydu: Kilıse tüm bu işlerden para kazanırken, engızısyon da sokaklarda kendı halınde çalışan kadınları diri diri yakıyordu. Ayrıca. kadının şeytan olduğu könusunda hemen herkes hem tikirdi. 
Ortaçağ’a gelindiğinde, papaya, yöneticilere giden hasılatlarıyia genelevler Avrupa'nın güneyinde yaygın bır görünüm kazanmıştı. Ama Kuzey'de Germen ve Slav kabileler Hıristiyanlığa yeni yeni dahii oluyordu. Ama bu hiç de kolay değıldi. Çünkü efendinin demir yumruğu her an enselerindeydi. Çare o bölgeyi terketmekti. Oyle de yapıldı. Yollarda dolaşan yoksul insanlardan geçilmez oldu. Kadınlar ve kızlar fahişelik yaparak sağlıyorlardı geçimlerini. Pek çok yerde yalnızca karanlıkta çalışmalarına izin verildiği için de, terkedilmek için yanlarında küçük bir fener taşımak zorunda kalıyorlardı. 
Bu dönemde Kuzey’de örgütlü bir fahişelik yoktu. Kilise henüz duruma ei koymuş da değildi. Muhabbet tellalları ve bunların kadınları vardı yalnızca. Ama kendi başına çalışanlar da hiç az sayılmazdı. Nihayat Alman Meclisi de, kazanılan paranın kentlerde kalması için genelev açılmasını kararlaştırdı. Fahişelerin kazandığı paralar kentlere geri dönmeye başlayınca, en kıymetli fahişeler, genelevde onlar için gall, şan fahişeler oldu. Bu nedenle de, kendi başına çalışmak isteyen fahişeler sıkı bir takibe alındı. Ote yandan, kadınların sokağa çıkması da yasaklanarak olası kazalar engellendi ve genelevin geliri katlandı. Gelirler öylesine arttı ki, Toulouse kenti, üniversite kurmak ve kent giderlerini karşılamak için bu kurumdan faydalanıyordu. Kent genelevinde veya devlet onaylı kırmızı ışıklı bölgelerde çalışan kadınlar, her yerde farklılıklar gösteren ve yıllar içinde degişme uğrayan kura ar çerçevesinde yaşıyorlardı 1234’te Av gnon da bır tahısenln peçe takmasına iz n verılmiyordu söz gelışı pazaryerınde dokunduğu herhangı bir ylyecegın kırlendıgıne inanılıyor ve bunu satın almak zorunda bırakılıyordu. Bır fahişe kurala aykırı gıyinırse, sıradan yurttaşların onun gıysıierlni parçalama hakkı vardı. Genelevierden kentlere akan paranın yanısıra, hükümetler de pazarlardaki kadınların satışlarından müthış paralar kazanıyordu. Genç kızların ve kadınların satışı hemen her Avrupa kentinde yaygınlaşmıştı. Pek çok kentte kadın pazarları yasa ve yönetmeliklere bağlanmıştı. Kentteki fahişeler kısmen de olsa belli bir düzene kavuşmuşlardı ama kırsal kesimde durum hiç de parlak değildi. Kırsal kesim kadınları, askerlere hizmet vermek zorundaydı ve verdikleri hizmet sadece cinsellikle sınırlı değildi. Ustelik, bunlar askerlerle birlikte cepheden cepheye gitmek zorundaydılar. Hiçbir yasal güvenceleri bulunmadığı için ölmeleri de, öldürülmeleride son derece kolaydı. Karanlık Ortaçağ boyunca, tüm fahişelere uygulanan cezalar hayvani, bır nitelik taşıyordu.. Kadınlar genelevden ya da kendilerine çizilen sınırdan dışarı adım atar atmaz karşılarında erkekleri buluyorlardı. Kent genelevleri hazineye para akıtırken, krallar da fahişeliği yasaklayan yasalar üretmekten geri kalmıyorlardı. Ne var ki bu yasalar, kralların metreslerini ya da kent genelevierinl etkilemiyordu. Doğrusu bu ya, gelenekleriyle Avrupa’dan farklılaşan ingiltere’de de durum pek farklı değildi. Ingiliz limanlarında, gemiciler için 24 saat açık genelevler vardı. Ancak, bir süre sonra kilise, Avrupa’da olduğu gibi duruma el koydu. Piskopos, 1161’de kendi yönettiği fahişelik kurumunu tamamen kilisenin tekeline almıştı. Londra’nın Southwark ve Cokkesiane yörelerinde açılmıştı ilk genelevler. lik merkezde, hepsi de piskoposun denetiminde tam 18 genelev vardı. Bu iki bölgenin dışında iş yapmaya kalkışan fahişeler için ise yasalar gerçekten de acımasızdı: Fahişenin saçları kökünden kazınıyor, başına kırmızı beyaz çizgili bir başlık geçirilip kırmızı tenteli bir arabaya bindirilerek, eline bir beyaz çubuk tutuşturuluyor ve sokaklarda doiaştırılıyordu. Arkasından da kırbaç ve hapis cezaları geliyordu. Böylece, genelev dışında sermaye birikimi kökünden çözümleniyordu. Victoria dönemi, cinselliğin de fahişelerin de ianetlendlği tipik dönem ve dönemeçierin belki de en başta geleniydii. Kendilerini sımsıkı kural-lara sarıp sarmalayan Victoria dönemi insanları. rezil ve iğrenç birşey olarak gördüklerı cınsellıklerını bastırıp, sus bebeği karılarından da seks konusunda soğuk, urkek ve bıkkın olmalarını ıstıyorlardı. Korselenmiş, dantellenmış, hareketsiz ve hantal kadın bu dönemin sembolüydü. 
Bu donemde başlıca üç tip genelev vardı. Serbest çalışan kadınların sokakta buldukları müşterilerini götürdüklerı odalara ayrılmış randevuevleri ki, yılda sekiz mılyon pound getiren dev bır ticari sektördü. Tanıştırma evleri ise farklı bir amaca hizmet ediyordu. Işi örgütleyen kadın pezevenk, müşterilerin ve bir grup kadının listesine sahipti. Bu kadın müşterilerine notlar göndererek onu yeni gelen kızla tanışmaya çağırırdı. Bu nedenle. ilk reklam metinleri bu dönemde üretecek ve Soho semtindeki Churc Street'te “Fransız Et Pazarı" başlığıyla şöyle bir reklam yapılacaktı: “O etlerini uzun süre çengelde tutmaz, burada hiçbir şeyin kokuşmasına izin verilmez. En iyi koşullarda. size kurban edilmek üzere hazır bekleyen sürüdeki kuzulardan damak zevkinize en uygun olanını seçebilir, ona, parçalara ayırmaya gerek kalmadan bir bütün halinde sahip olabilirsiniz. lçlerinden biri form düşüklüğü gösterirse derhal otlağa veya çekiçlenmeye gönderilir ya da özel bir anlaşmayla satılır ama asla geri getirilmez.” 
Ancak Victoria döneminde çalıştırılan genelev tiplerinin en beteri giyimevleriydi. Kadınlar burada evin sahibine sürekli borçlanarak yaşarlardı. 
Söz konusu dönemin temel karakteristiklerinden biri de bekarete verilen önemde yatıyordu. Bekaret, saflığın, masumiyetin sembolüydü. Bu bakımdan bakire bir tahişe inanılmaz ölçüde cazipti. Anlaşılacağı üzre bekaret, hem genelev patronları, hem de ana-babalar için altın madeni değerindeydi. Yoksul kesimler, çocuklarını satmaya başlamışlardı bile. Onlar satmasa da, genelev patronları kaçırıp zenginlere satıyordu zaten. Yasalar da müsaitti buna. 12 yaşındaki her çocuk, ergenlik döneminin bugünkünden çok daha geç yaşandığı bir zamanda, cinsel ilişki için rıza göstermeye yeterli sayılıyordu. Tam da bu dönemde, Ingiltere’den Kıta Avrupa'sına fahişe ihracatı başlamıştı. 
Ardından fahişelerin fişlendigi, zührevi hastalık kontrollerine gönderildiği donemler çıkageldi. Baskılar o kadar dayanılmaz bir hal almıştı ki, sonunda kad nlar isyan etti. Yıl 1868’i gösteriyordu. Mücadeleye katılanlar arasında Florence Nightingale gibi isimler de vardı. 1882’de. cinsel ilişkiye rıza yaşının 16’ya yükseltilmesiyle önemli bir mevzi kazanılmış oldu. Bu hareketlerin arkasında ilk feminist çekirdekler de boy verecekti. 
Ya sonra? 0 da başka bir yazının konusu