İstanbul Escort günün şişli escortu

Günün şişli escortu

 Mülayim Beyin çok önemli bir sorunu vardı: 80 yaşındaydı. 

Hayır, mafsal ağrıları çekmiyordu henüz; tansiyonu normaldi, hayatta sigara dumanı görmemiş ciğerleriyle en az bir ağaç kadar sağlamdı. Boyu onca yaşına rağmen on santim kısalmıştı en fazla ve saçları hâlâ basmdaydı. Doktorlara göre, bu haliyle en az 20 yıl daha yaşardı. 

İstanbul şişli escortun boynuna taktığı fuları, tiril liril gömleği, genç işi keten pantolonunun içinde hiç de fena sayılmazdı. Ama 80 yaşmdaydı ve bu çok ciddi bir sorundu. 

Içinde Cıvıldaşan ergenlik kuşlarmm sesini duyuyor olması durumunu içler acısı bir hale getiriyordu. Çünkü kuslar ötüyor olsa bile, on yıl öncesine kadar uçup konan kuşların yeniden uçmalarım sağlayacak bir çözüm bulamamıştı Mülayim Bey in  escort u

Her zaman düzenli ve temiz tuttuğu evine son bir kez bakıp, yanar halde bir ocak bırakıp bırakmadığına emin olup, tüm odalardaki lambaları kapattığına emin olduktan sonra evinden çıktı. Kapısını her zaman yaptığı gibi iki kez kilitleyip, anahtarını cebine koydu. İç cebine yerleştirdiği yüklüce parayı yeniden kontrol etti, fularını parmak uçlarıyla yokladı ve apartmandan çıktı. Mahalleye çöken alaca karanlığa rağmen, sokağın insanları hâlâ kapı önlerinde oyalanıyorlardı. Kadmlar, şalvarları, yaşmakları üzerlerinde, günün en keyifli sohbetine dalmışlardı. 

Yıllar önce, nadide insarılarm yaşadığı sokağın yeni sakinleriyle arası hiç de fena değildi ashnda. Gerçi, emekli albay Mehmet Beyin, istanbul müftüsünün kızı Incidal Hammefendirıin yerini kimse tutamazdı ama ölümlerden ve semt değiştirmelerden sonra mahalleden gidenlerin boşalan yerini dolduranlarda da başka bir hal, bir samimiyet vardı. Yaşayan birkaç dostıı “Mülayim Bey, burada oturulmaz artık. Şişli’deki evinize taşınsanız” deseler de, umursamaınıştı. 

Adeti olduğu üzere, Önce şöyle bir Beyoğlu turu atacak, yeni açılan kafelerde oturanları biraz seyredecek, sonra televizyonunun başına oturmak üzere geri dönecekti. 

Kapı önünde oturan kadınların “İyi akşamlar Mülayim Bey amca. Yine çekmişsin takımları. Ne o çapkınhğa mı gidiyorsun?” diye sataşmalarma aldırmadan, hatta onları zarif bir baş hareketiyle selamlayarak yola koyuldu. O zarif harekete rağmen, bakışlarına siz beni gençken görseydiniz, o zaman görürdünüz Mülayim Beyi ifadesini de yerleştiriverdi. 

İstanbul escort bayanlar çapkın bakıştan kendilerine düşen payları alıp kıkırdaştılar. 

Bakkalı geçip, köşeye yaklaşmıştı ki, Kıpti delikanlı Ömer çıkıverdi karşısma. 

Ömer’i severdi. Mahallede doğmuştu, neredeyse eline... Doğumu geciken annesinin, ilk sancıları geldiğinde, arabasına atıp doğum evine götüren Mülayim Beydi. Bu ilişkiyi, sünnetine güzel bir kol saati götürerek sürdürmüş, Ömer’i ara sıra evin kaldır koy işlerinde yardıma çağırarak pekiştirmişti. Ömer’in annesi Müfü, kocasız kadınlardanv dı. Babası hırsızlık davasından içeri düşmüş, sona ra da bir daha kendisinden haber almmamış, salıverildiği gün, hapisane kapısıyla mahalle arasında bir yerde sırra kadem basmıştı. Belki de adam, bir hapishaneden çıkıp diğerine girmek istememişti. 

escort Müfü, Mülayim Bey istese o gün koynuna girecek kadar beğenirdi kendisini. Açık açık beğenisini gösterir, laf atar, göz süzerdi. Mülayim Bey, Müfü’yü, 20 yıl önce değerlendirmediği bir fırsat olarak görmeye başlamıştı sonunda. O zamanlar ara sıra ziyaret ettiği zarif hanım arkadaşlarmdan emekli olmak zorunda kaldığından beri, Müfü’yü kaçırılmış bir fırsat olarak görüyordu içten içe. Öyle özlemişti ki bir kadın sıeakhğını, Müfü’ye bile razıydı. Şimdiki pörsümüş, nefesi kokan, altın dişli Müfü’ye... 

Karşısmda Ömer’i görünce, bir an Müfü’yü görmüş kadar oldu. Aynı kaş göz, aynı neşeli bakış... 

“O, Mülayim Amca, nereye böyle?” dedi Ömer, sanki nereye gittiğini bilmez gibi... Takılıyordu işte. 

“Gezmek bizim de hakkımız” dedi Mülayim Bey, yine en çapkın bakışını kuşanarak. 

Ömer, Mülayim amcanın bu hallerini bilirdi. Kuru sıkı olduğunu, muhabbetten öteye epeydir geçemediğinin de farkındaydı. Tersi olsa, Ömer’in anında haberi olurdu, çünkü çevrenin bütün kavaşelerirıi tek tek tanırdı. Bir şey olsa, Mülayim Amca efsanesi doğar, değil bütün mahalle, bütün Istanbul bu efsaneyle çalkalanırdı. 

Ömer, işi biraz daha neşeli hale getirmek için, Mülayim Bey’in koluna girip, onunla yürümeye başladı. 

“Çapkınlığa ml yoksa?” dedi kulağına eğilip. 

Mülayip Bey böyle sataşmaları biraz yersiz bulsa da, bu tür imalar gururunu okşamıyor da değıl. di. 

Ömer işi azıtıp, “Kuş kalkıyor mu hâlâ?” diye sorunca, okşanan gururu tuzla buz oluverdi. 

Ömer, Mülayim Beyin kırılan ve dağılan guru. runu anında fark edecek kadar uyanık bir delikanhydı ve severdi kendisini... Durumu toplamak, biraz da dert ortağı olmak için, “Mavi boncuklardan vereyim sana escortum. Bir tane at, iyi gelir” diye kulağına fısıldadı. Mülayim Bey, yüzgöz olmayı sevmese, vakur tavrım hiçbir zaman bırakmasa da, durup Ömer’e umutla bakacak kadar şaşırrruştı. 

Mavi ilacm piyasaya çıktığı günlerde içinde bir umut doğmuş, yüreği yeniden heyecanla çarpmış, ancak gururu yüzünden ne bir eczaneye girip satın alabilmiş, ne de köşe başlarında satanlara yanaşabilmı'şti. Korktuğu şeyle yüzleşememişti: “,E baba bu yaştan sonra da olur mu?” derler korkusu yüzünden... 

Mülayim Beyin çekimserliğini gören Ömer, elini cebine atıp, şöyle bir karıştırıp, bir avuç hap çıkardı. Rengarenk haplarm ikisi mavi mavi parlıyordu. Ömer’in hap işiyle para kazandığım, gürül tülü gece mekanlarına gidip, oralardan cebi dolu çıktığını bilirdi Mülayim Bey ama mavi hapm da onun bıranşma girdiğini daha Önce düşünememişti. “Al baba” dedi “parasız... Senden de mi alacağız. Kirvem sayıhrsm.” 

Mülayim Bey, bir dakika kararsız kaldıysa da, bir asır gibi geldi zaman. Öylece kala kalmıştı. Utansm mı, sevinsin mi bilemedi. Mülayim Beyin yaşh elini kapıp, avucuna iki hapı koyuverdi Ömer. “Tek tek al fazla gelmesin. Istersen sana bir de eli yüzü düzgün birini bulayım” dedi. 

Bu kadar utanç, Mülayim Beye ömrü billah yeter de artardı. Avucundaki hapları sıkı sıkı tutup, hala ardından gülmekte olan Ömer’i geride bırakıp, koşar adım yürüyüşüne devam etti. 

Köşeyi dönünce, heyecandan hızlanan nefesini ve cosan kalbirıi yavaşlatmak için soluklandı. Nefesi biraz yerine geldiğinde, haplardan birirıi atıVerdi ağzına... Susuz yuttuğu hap, yemek borusuna biraz yapıştıysa da, dert etmedi, yürüdü. 

Her gün yürüdüğü yolda, yeni ve taze bir neşeyle yürümeye devam etti. Ilaç ne zaman etki ederdi kim bilir? Acaba işe yarar mıydı? Caddeye çıktığmda, çevresine daha dikkatli bakışlar atmaya başladı. Her zaman büyük bir kalabalık ve renk akıntısı olarak gördüğü caddede, kızları seçmeye başladı. Güzel kızlar, çirkin kızlar... Mini etekliler, göbeği açık olanlar, iri göğüslüler, küçük göğüslüler, kalın dudaklar, gonca dudaklar... 

Escort bayan yürüdükçe önünde bacak, göğüs, kalça, dudak ve bilimum kadın detayları canlanmaya başladı. 

Kalçalarm salmışından, ışıltıh dudakların kırmızı boyalarmdan ilham almaya çalıştı. Hâlâ erkekti. Baktığı zaman gördükleri ona bir şeyler hatırlatmaya devam ediyordu ama o tanıdık hareketlilik çoktan yok olmuştu. İsteyip yapamamak. Durumunu en iyi anlatan söz buydu. Gördüğü kadmları yatakta, kapı arkasında, merdiven boşluğunda düşünmeye çalıştı. Yüzlerine hülyah bakışlar yerleştirmeye çalıştı ama tık yoktu hâlâ En küçük bir kıpırtı, bir canlanma belirtisi yoktu.  

                     
Caddeyi boydan boya yürümek de epeyce yor. muştu yaşlı bedenini. Her zaman yaptığı şişli escorta uğrayıp, her zaman oturduğu kahvehaneye oturup bir akşam kahvesi söyledi kendine. Kahvesini yudumlarken, en son aşkım düşümneye başladı, Seyhan Hanınıı... Aralarındaki ilişkinin bitmesinin baş sebebi, Mülayim Beyin kuş sorunuydu. Seyhan Hanım, bu meseleyi pek dert etmemişti Önce. Herkesin başına gelir deyip, teskin etmişti canı sıkılan Mülayim Beyi. Ancak sıkıntı kahcı olup da Mülayim Bey her seferinde mutsuzluk ve huysuzlukla yatakta çaresiz kalınca, Seyhan Hanımın da canına tak demişti. “Hayır Mülayim Bey” demişti Seyhan Hanım, “Ben olmadığına değil, sizin bu işe kafanızı takmanıza çok üzülüyorum.” Sonra da buluşmaları azalmış, seyrelnıiş en sonunda, Mülayim Beyin Seyhan Hanımı ne arayacak ne de evine gidecek yüzü kalmıştı. 

Aklından bu can sıkıcı meseleyi çıkarıp, yola koyuldu. Mavi boncuktan umudunu kesmişti neredeyse. Hoş bir şeyler olsa da ne yapacaktı ki? İşin bu kısmını hiç düşünmemişti. Ömer’in dediği gibi eli yüzü düzgün birini nereden bulacaktı. Bebekliğini bildiği Ömer’e gidip de bana birini bul demesi ise hiç yakışık almazdı zaten. 

Ağır ağır geldiği yoldan geri dönerken, gazete bayiinin önünde duraladı. Yıllar önce aldığı erkek dergilerinin ne durumda olduğunu düşündü. Bir kadın bulamasa da dergi işe yarayabilirdi. Belki içini kıpırdatacak bir şeyler... 

Bayinin tezgahında duran ve dışı ambalajh dergiyi ahp, adamın ona manidar bakmasına aldırmadan parayı ödedi. Dergiyi rulo haline getirip, iç cebine yerleştirdi. Göğsündeki kabarıklıkla evinin yolunu tuttu. 

Evine vardığında, pantolonunu çıkarıp bir kenara attı. Gömleği ve fuları üzerinde, kanepeye kaykıldı. Içindekileri delice merak ettiği derginin ambalajım yırtıp, kapağıyla karşılaştı. Esmer güzeli bir escort, elleriyle iri göğüslerini örtmüş, bacaklarırıı Mülayim Beyin yüzüne doğru aralamıştı. Üzerindeki incecik külot, bacak arasına sıkışmış, tüyleri meydana çıkmıştı. 

Dergiyi açınca, tanıtım yazılarıyla dolu ilk sayfaları hızla geçti. Fotoğrafların olduğu sayfaları aradı. Rast gele karşısına çıkan manzara, tahmin ettiğinden de öteydi. Gençliğindeki porno dergilerin ne kadar masum kaldığını görüp, şaşkınlığa düştü. Açtığı sayfada, neredeyse gerçek boyutunda bir kadınlık orgam sergileniyordu boydan boya... Ayakta bir adam, her şey ortada, kapıya dayanmıştı. Diğer sayfada kendinden geçmiş adam ve kadımn yüzleri şehvetin doruklarında olduklarını her haliyle ortaya koyuyordu. Mülayim Beyin içi bir hoş oldu. Kuş sesleri odaya yayıldı. Mülayim Bey, bu özel anın tadını çıkarmayah çok uzun zaman olrnuştu. Keyifli ve bir anda her şeyin bitivermesinden endişeli, derginin sayfalarını çevirdi. 

Kapının zilini duyduğunda, derginin ortalarına çoktan gelmişti. 

Kimin bu saatte münasebetsizce kapıyı çaldığım tahmin ediyordu ashnda... Müfü Hanım. Mutlaka bir tabak çorba yapmış, içsin diye getirmişti büyük ihtimalle. Önce kapıyı açmamayı düşündüyse de, aniden hiç yapmadığı kadar utanmazca bir iş yapıp, kapıyı öylece, olduğu gibi açmaya karar verdi. Yamlmamıştı. Kapıda Müfü duruyordu. Eli ise boştu. 

“Şeker bitmiş de” dedi şaşkınlıkla... Bir yandan da gözü Mülayim Beyin çıplak bacaklarındaydı. 

“Kusura bakmayın” dedi Mülayim Bey. “0er bir kulunç girmiş ki sırtıma, üzerimdekileri bile çıkaramadım. Acaba yardım eder miydiniz?” 

Müfü’nün karşısında, yılların jönü, hayran olduğu adam, asilzade Mülayim Bey duruyordu, hem de baldırı çıplak. 0 zor durumda olur da yardım etmez miydi hiç. Bir çırpıda içeri girip, “Siz yatın, ben bir ovayım kuluncunuzu” dedi Müfü çapkın çapkın. Müfü esmer teni, baygın bakışları ile oldukça işveli göründü Mülayim Beyin gözüne... Kanepeye yatıp, kendini Müfü’nün maharetli ellerine bıraktı. Kuş sesleri dayanılmaz bir hal alır, Mülayim Beyin kulaklarım uğuldatırken, Müfü, sırtında sanki ekmek hamuru yoğuruyordu. Biraz daha hassas biraz daha nazik bir şeyler istiyordu oysa. 

“Biraz da buraya masaj yapar mısınız? diye döndü kanepenin üzerinde Mülayim Bey. Gömleği yukarı sıyrılmış, donu açıkta kalmıştı. Müfü’nün ağzından, gördüğü manzara karşısmda şaşkınlıkla bir “”aa çıkıverdi. Gözleri fal taşı gibi açık öylece kalakaldı. 

“Çekinmeyiniz” dedi Mülayim Bey. “Hakikaten kuluncum pek fena.” 

Yıllarm Müfü’sü, masajına daha özenli bir şekilde devam etti. 

Mülayim Bey, kuytu bir ormanda, kuş sesleri beyninde çınlayarak kanepenin üzerinde bir maceraya çıktı. Gökyüzünde uçup, yükseklerden bir taş gibi düştü. Çöl sıcaklarmda kavruldu, vahalarda soluklandı. Dolu dizgin bir at gibi, kalbi dakikada kim bilir kaç kez çarparken, kendini yerden yere vurdu. Çıktığı maceraya Müfü de şaşırmıştı. Işin telaşmdan, hengamesinden alı al moru mor kahp, nefesini soluğunu tüketmişti. 

En sonunda soluklamrken “Ah Mülayim Bey siz yok musunuz siz?” derken Mülayim Beyin hali dikkatini çekti. 

Gözlerini tavana dikmiş, yüzü huzur içindeydi. 

Her şey hâlâ yerli yerindeydi, ama tıs yoktu Mülayim Beyden.