İstanbul Escort iri escort seven istanbullu

İri escort seven istanbullu


Evie heyecan içinde beklemeyi sürdürürken aklından bin türlü düşünce geçiyordu. Acaba adam oradan etrafı görebiliyor muydu? Ya garson onun hareket ettiğini görür de sürükleyerek dışarı çıkarır ve polis çağırırsa? Ya konuşmacı adam ayaklarını farkeder de parmağıyla burayı işaret ederse ve herkes onlara bakmaya başlarsa? Ya... escort var diye bağırırlarsa ....

Zayıf ve art niyetli arkadaşlarının “iri kıyım” diye alay ettiği Evie Satterwhite, muhasebe bürosunu terkettiğinde saat onikiydi. Bir taksiye atladı.. On dakikada maltepe Clift Oteline varmıştı. Aslında Evie artık pek iri kıyım sayılmazdıi Evindeki bisikletinde egzersiz yaptığı onca aydan sonra onu “balık eti” diye tanımlamak daha doğru olurdu. Çoğu kadın onun hala iyi bir rejime ihtiyacı olduğunu iddia etse de erkeklerin çoğu ona bakıp dudaklarını anlamlı bir şekilde yalarlardı. 0 da bu ilgiden habersiz değildi ve erkekler üzerindeki etkisini arttırmak için elinden geleni yapıyordu. O, çoğu iş kadını gibi erkeksi etek-ceket takımlar giymezdi. Kırmızıya boyanmış dudaklar. yüksek topuklu sandaletler onun tarzıydı. Erkekler onun içın herşeyi yapmaya hazırdı. Böylece yeniden kazandığı kendine güveninden ve hızla kaybettiği kilolardan dolayı kendini kutlamak için. her ay bir gün öğle yemeğini bu güzel otelde yemeyi tercih ederdi. Burada sosyetenin ünlü simalarıyla birlikte tanınmış yazarların yeni kitaplarını dinlerdi. Aldığı bilet karşılığında da mükellef bir öğlen yemeği yerdi. Lobide ilerleyip salona girdi. Erken olduğu için ilk gelen kendisiydi ama elli masanın hepsi de pembe masa örtüleri, üzerindeki çiçekler, ışık altında parlayan bardak, tabak ve servis takımlarıyla hazır onu bekliyordu. Evie uzun bir süre kapıda durarak nereye oturması gerektiğini düşündü. Birden yere çömelmiş halının bir yerini çivilerle tutturmaya çalışan iki ”işçiyi. tarketti. Hele biri (ufak tefek. istanbul luya benzeyen, yakışıklı olanı) Evie oradan geçerken kalçalarının hareketini uzun süre izledi. Onların yanında iki, sandalye ve iki koltuğu olan bir masaya oturmayı tercih etti Evie. Salon yavaş yavaş doldu ve saat tam 12.45’de smokinli garsonlar servise başladılar. Menü tek kelimeyle harikaydı. Göz ucuyla masaya bir hayli yakın olan halıcıyı gördü. Adam aletlerini çantasına koyuyordu. Sonra hayretle adamın delici bakışlarla kendisine baktığını ve etrafına dikkatlice bir göz gezdirdikten sonra masanın altına girdiğini gördü. Gözleri şaşkınlıktan büyümüş bir şekilde şarap bardağını incelemeye başladı. Komşu masalara bakıp bir gören var mı diye anlamaya çalıştı. Ne yapacağını bilemeyerek sepetteki ekmek dilimleriyle oynamaya başladı.. Masanın altındaki adam hâlâ hareket etmemişti. Tabii ki adamın utanmış, özür diler bir tavırla masamn altından çıkmasını ve kendisinin de bu özrü kabul ederek onu uzaklaştıracağını düşünüyordu. Ama adamın sıcak nefesi Evie’nin dizlerini ısıttığı halde masanın altında oturmayı sürdürdü. Evie heyecan içinde beklemeyi sürdürürken aklından bin türlü düşünce geçiyordu. Ya garson onun hareket ettiğini görür de sürükleyerek dışarı çıkarır ve polis çağırırsa? Ya konuşmacı adam ayaklarını farkeder de parmağıyla burayı işaret ederse ve herkes onlara bakmaya başlarsa? Ya... Sonra adam ona dokundu. Bacak bacak üstüne atmış olduğu için havada kalan ayağına iki eliyle birden sarıldığında öylesine şaşırdı ki elindeki çatal büyük bir gürültüyle tabağa düşüp somonun ve sebzelerin masaya dağılmasına sebep oldu. Evie rüyada gibi yemek parçalarını toplayıp tabağının kenarına dizdi. Büyük, sıcak parmaklar ayağındaki açık ayakkabının derisini. ve incecik ten rengi çorabını okşamaya başladı. Bu sert eller bitmeyecek gibi bir süre ayağını okşadı. Herhangi bir itirazla karşılaşmayınca yavaşça ayakkabısını çıkardı. Sonra ayağının altını masaj yapar gibi yavaşça okşamaya başladı. Tepki almayınca bu kez de ayak parmak arını çekerek ve ayırarak çorabın el verdiği ölçude aralarına parmaklarını sokarak okşamasını sürdürdüBu arada garson Evıe’nin tabağını alıyordu. 
Adamın ağzı ayağının altına değince Evie onun oturduğu pozisyondan duyduğu rahatsızlığı. sezinledi. Dudaklarından çok dişlerini ve dilini kullanarak ayağının altını okşadı ve sonra en uzun ayak parmağında karar kılarak onu emmeye başladı.. Isırarak ve emerek ayağından dizinin iç tarafına kadar tırmandı.. Geride ıslak ve sıcak bir iz bırakmıştı. Birden paniğe kapıldığını hissetti. Kımıldamazsa çığlıklar atarak ayağa tırlayacaktı. Sakinleşmek için bacağını indirerek yeniden yerine yerleştirdi. Hareket etmesine bir anlam veremeyen adam bir süre bekledi. Sonra basını kadının dizlerine dayadı. Sağa sola hareket ettirerek bacaklarını açmasını sağladı. Onun elmacık kemiklerini ve burnunun hatlarını hissedebiliyordu. “Macera” diye düşündü aptalca, “Macera dedikleri bu olsa gerek.” Adam bacaklarının içini yalayarak ve bacaklarını daha da açmasını sağlayarak yukarı doğru tırmanıyordu. Artık kokusunu da alıyor olmalıydı. 
Birden ağzının sıcaklığı tenini terkederek biraz önce dudaklarının dokunduğu yerlerin üşümesine neden oldu. Sonra, uzun süreli bir aşığın hareketiyle ellerini ayak bileklerinden çekti ve bacaklarından yukarı doğru kaydırdı. Eteğini kalçalarına kadar sıyırdı ve ellerini kalçalarının altına soktu. Çorabını çekiştirmeye başladı ve Evie kalcalarını kaldırarak ona yardım ettiğini farketti. Bu arada eteğ kalçalarının üstüne kadar açılmıştı. NayIon çorabı bacaklarından çıkardığında Ev'e omuzlarından büyük bır yük ka kmışçasına derın bır ıç geçırdı. Bır an ıçın adam ona dokunmadı ve Evıe onun kendisini ıncelediğini ve bakmaya doyamadığını anladı. Yüzündekı ıtadeyı gorememesi ve kendisınin de ona yardımcı olamaması Evie’ye büyük bir haz veriyordu. Eğer biri önündeki masayı kaldıracak o|sa Evie. eteği beline sıyrılmış, bacakları açık, yerde yabancı bar adam çömelmış halde orada kalakalacaktı. Oturuşundan dolayı daha derinlere ulaşamayan adam Evie’nin çıplak ayaklarından birini iskemlenin üstüne koydu. Böylece bacakları daha da ayrılmıştı. Burnunu iç çamaşırının ipeksi dokusuna yasladı. Ağzını da dayayarak hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladı. Diliyle de kumaşı okşuyordu. Evie artık nefes bile alamıyordu. Sonra adam tek parmağıyla kumaş parçasını bir kenara itti. Dilini tek bir harekette arkadan öne doğru boydan boya kullandı. “Daha kahve alır mısınız'?" Garson kulagma doğru eğilmişti. Evie, ona doğru baktı. Masanın altındaki adam dilini ve dişlerini kullanmaya başladığı için garsona cevap vermekten acizdi. Birden kendini bırakıverdi. Adam bacaklarını sıkıca tutmuş olduğu için hareket edemedi ama içinden bir şeyler koptuğunu hissedince kucağındaki bez peçeteyi yüzüne kapattı. Odadaki herkes ellerini hızla birbirine vurarak alkışlıyordu. Evie’yi mi alkışlıyorlardı. Adamı mı? Yoksa konuşmasını bitirmiş yerine geçmeye hazırlanan konuşmacıyı mı? Gözlerini açarak odaya göz gezdirdi. Gitmek üzere doğruldu. Yemek sona ermişti. Yorgun düşmüş bir halde odanın boşalmasını bekledi. Adam artık ona dokunmuyordu. Geriye çekilmişti. Artık ne yapması gerektiğine karar vermeliydi. Beceriksiz bir tavırla eteğini indirdi, ceketini düzeltti ve ayağını sandalyeden indirdi. Ayaklarını ileri doğru uzatarak ayakkabılarını buldu ve giydi. Masayı hatıtçe geriye doğru iterek ayağa kalktı ve titrek adımlarla kapıya doğru yürümeye başladı. Başı dönüyordu. Arkasına dönerek masaya doğru baktı. Pembe masa örtüsüyle diğer masalardan hiç farkı yok gibiydi. Bu salonda yemek ve yapılan konuşma dışında hiç bir şey olmamış gibiydi. Evie masaya dönüp altında gerçekten birisinin olup olmadığını anlamak için dayanılmaz bir istek duydu. 
Hayır, geri dönmeyecekti. Gidip masanın altına bakmayacaktı. Bu belki de bir rüyaydı. Ama lobiye ilerlediğinde yanından geçmekte olan bir kadının yanındakilere dediklerini duydu: “Şişman kadınların hep kilotlu çorap giydiklerini sanırdım." Ve Evie çıplak bacaklarına bakarak masanın altında bıraktığı ıslak çoraplarını düşündü.