İstanbul Escort istanbul ataşehir escortta anal sever

İstanbul ataşehir escortta anal sever


Karanlığı ne zaman sevmeye başladığım hatırlamıyorum. O günlerden aklımda kalan,istanbul ataşehir escortun önüne geçemediğim karanlık tutkuların her şeyimi ele geçirdiğiydi. Umutsuzca, kadınlığımın eski masumiyetinekavuşmasını bekliyordum. Bunun için bir şey yapıyor muydum?


Zaten kadınlığım yaşadığım şeylerin (yaşadığım her neyse) dışında başka bir şey olmadığını biliyordum. Bunu üsturuplu bir biçimde bana öğretrnişlerdi. Hep eskilerde kalmış, farklı şeyler yaşamış bir kadın olduğumun hayalini kurardım. Karanlık, küçük tutkularırnm esiri olmadan Önce yalnız çıkardım dışarı; gecelerin en karanlık kuytularında kendime dair bir şeyler arar, ne bulursam onu üstüme giyerdim. Ya da üstüme giyebileceğimi sanırdım, hepsi küçük gelirdi.

 Öylesine dar, Öylesine zevksiz, aleladeydi ki her şey! Birbirinin benzeri geceler, birbirinin benzeri yüzler, birbirinin benzeri mekânlar; her defasmda, bu kez farklıdır umuduyla arşınlıyordu. Bu kez farklıdır! Bunun hiçbir zaman garantisi yoktur. Değişimin kimde başlayacağını kimse bilemez. Bazen sizin değişmeniz gerekir; tercihlerinizin, beklentilerinizin, umutlarınızın değişmesi gerekir de ne bunu fark edersiniz, ne de biri size söyler. Yeniden, hep yeniden yazılmaya koyulduğunuz bir yalnlızlık Öyküsüdür Önünüzdeki kâğıtta yazılı olanlar da, siz onu her okuduğunuzda kalabalıklara dair bir öykü diye okursunuz.Algı bozukluğu! Umut edersiniz.Umudunuz boşa çıkar. 

İşte o zaman ne yapacağınızı bilmezseniz, kırmızı bir çizgi çizersiniz uzaklarda, kimselerin görmediği bir açıklığa uzun kırmızı bir çizgi çizersiniz. Orada her şeyin birbirinin benzeri olduğunu bilerek çizmişsinizdir o çizgiyi de, bu bilgiyi bilmezden gelirsiniz. 
Kırılgansınızdır. Ya da kandırılmışsınızdır. Kimbilir belki de hem kandırılmışsmızdır, hem de kırılgansınızdır. Bir şey değişmez, yine aynı yaraları alırsınız, kimisi üç günde kabuk bağlar, kimisi yıllarca kanar, pıhtılaşmayan, garip bir kandır akar durur. 
Bense kırılgan bir ruh haliyle dolaşıyormuş gibi yapardım.

Bana çok yakıştığını düşündüğüm bir pardösüm vardı; gri, uzun etekli. Bir pardösüden beklenmeyecek kadar uzun, sıcak, şefkat dolu. Bazen yakalarımı kaldırır, saçlarını üstüne bırakırdım. Kimi zaman da pardösümle aynı renkte bir kaşkol sarardım boynuma. Saçlarınn hep yüzüme dökerdim, gözlerimdeki ifadenin kimse farkına varmazdı. Zamanın en güçlü, en saf, en dobra, en kırılgan kadınıydım ya da öyle olduğumu sanıyordum. Aslına bakarsanız kentin en kalabalık meydanında unutulmuş, sahipsiz bir çocuğa, az sonra tecavüze uğrayacak biçareye, babasınm getireceği kırmızı anorak pabuçları merakla bekleyen, göğüsleri yeni tomurlanmış yeniyetme bir kıza benziyordum.

Üstüne üstlük hem hepsiydim, hem hiçbiri. Yarının kıymetini bilmeyen ama öğrenmek için can atan yeniyetme bir orospunun bütün çekiciliğini, tereddütünü kuşanırdım, derinlikli bir felsefeye sahiptim ya, kimsenin üstünde fikir yürütemeyeceği bir dolu düşüncem vardı ya, kırbacını kendine kullanan bir işkenceciydim ya, beni fark eden herkesin gözleriyle bana tecavüz etmesini istiyordum ya... Zaman zaman olmuyor değildi; beni izleyen gözlerin kimliklerini çıkartıyordum, çoğu sabıkalıydı. Sicili bozuk olanlar benden uzak durmaya çalışıyordu, belayı tanımamdan değil, benim gibi bir beladan korktukları için, neyi ne zaman yapacağımı kestiremediklerinden.  


Onlar benden kaçtıkça ben üstlerine gider, sağlarına sollarına sürtünür, onları ateşler içinde bırakırdım. Bir gün birinin bana yüz vereceği umuduyla değil, sadece onların içine düştükleri çıkmazı görmekten zevk aldığım için yapardım bunu. 
Bellerindeki tabancalar, arka ceplerindeki kelebekler, sustalar, çakılar sökmüyordu bana. İki dudakları arasından dökülen sözcükler tenimi delik deşik etmiyordu. Alev alev yanan parmaklarını ya buz gibi bira dolu arjantinlerde serinletmeye çalışıyorlardı ya da buzlu rakılarına daldırıyorlardı parmaklarını. Bunların işe yaramadığını, yaramayacağını onlar da biliyordu ama bana parmaklarını değdirmekten ölesiye korkuyorlardı. Bense bu durumdan ölesiye zevk alıyordum. Çoğu kez yalnız dönerdim evime. 
Kimi zaman da bir istanbul bayan escort arkadaşımın evinde misafir olurdum ya da o gece tanıştığım, bana elini sürmeyeceğinden emin olduğum, bir dost sohbeti hasretliği çeken garibanların döküntü evlerine gider, kendi evimdeymiş gibi sere serpe uzanırdım kanepelerine.

 Sonraları farklı yerler keşfetmedirn değil, keşfettim.Ben ne kadar tekinsizsem onlar benden kat kat tekinsizdi.Ona buna sürtünmeme, ona buna naz çekmeme izin yoktu. Ya vardım, ya yoktum. Arası yoktu. Anlaşma yaptık, sessiz, gürültüsüz, kımıltısız... Bedenimi keşfeden, gözlerimin uçurumlara balıklama daldığımın farkına varmadan Önce bir kadına âşık olmuştum. Güzel bir kadındı Meliha. Parmaklarımın ona dokunmasını, her şeyimin onun karşısmda çırılçıplak titremesini istiyordum. Yaşadığım çağu bütün günahlarını üstüme alabilir, onlarla başa çıkabilirdim ama başa çıkamayacağım şeyler olduğunun da bilincindeydim. Kadınlar gibi! Kadınların erkeklerden daha tehlikeli olduğunu bilmem gerekiyordu. Bedenimi benden ayrı bir şeymiş gibi çırılçıplak masaya yatırıp, milim milim incelemem, milim milim incelediğim o yerlerin sınırına inmem gerekiyordu. Benim olanla, benimmiş gibi olan arasındaki farkı bilmem, bilemediklerimi sorup öğrenmem, oralara başkalarının dokunmasını istemem gerekiyordu.

Bunu bir kadının yapması gerektiğini Meliha’yı tanıdıktan sonra anladım.Turuncu bir şapkam vardı, Meliha o şapkayı başımda her görüşünde, “Hoş geldin portakal,” derdi. Hoş geldin portakal, ne demekti? Meliha beni bir portakal gibi soyup dilimlere ayırmak isterdi. Bense, Meliha’nın saflığına kapılmıştım. Koşulsuz seviyordu. Dokunduğu her neyse kendisinden bir şeyler nüfuz ediyordu ona, sevdiği her şeyi besliyor, büyütüyor, karşılığında hiçbir şey beklemiyordu. Duruydu, duyguluydu, gerçekten kırılgandı ve onun şefkati adam öldüren cinstendi, hem duygulu hem de yorgun düşürücüydü. ' Aslına bakarsanız Meliha’yı hiçbir zaman sevmedim. Hayır, ona âşık olmadım demiyorum ve yine hayır onunla sevişmek istemedim de demiyorum, tam tersi onu tanıyan bütün escort bayanlar gibi ben de onunla sevişmek istedim, bunu anlatması zor; görmeniz, dokunmanız, onu hissetmeniz gerekiyor, ancak o zaman ölümlü olduğunuzu anlarsmız. Ancak o zaman yaşadığınız için şükredersiniz ve ancak o zaman gerçekten bedeninizin muhteşem bir duyarlıhğı olduğunu keşfedebilirsiniz. Meliha korkunç dirençli, inatçıydı. 


Dokunduğu yeri yaktığı yetmiyormuş gibi oradaki bütün duyuları birı kat daha duyarlı yapıyor, acıyla zevk arasındaki o bıçak sırtı duyguya sizi esir ediyordu. Ne orada onunla olmak istiyordunuz ne de ondan kaçmak istiyordunuz. Orada öylece çaresizlik içinde yatıyor onun size daha neler yapacağmı görmek istiyordunuz. Sonra birden, “Hadi,” diyordu. O, “Hadi,” dediğinde her şey yeniden başlıyordu. Daha Önce yaptıkları işe yaramarmş gibi, daha önceleri hiçbir şey yapmamışsmız gibi, sıfırdan. Sıfır noktasından başhyordu her şey. Daha duru, daha saf, daha kontrolsüz. işte o an...

 Pimini çektiği bütün bombaları elinde patlatmak isteyen çılgın bir askerdi ve patlamadan hiçbir zaman zarar gördüğü olmamıştı. Nasıl başarıyordu bunu, sihri neredeydi bilmezdim, onu tammış olsaydmız siz de bilemezdiniz, bu ona ait bir Sırdı. Bunu nasıl yaptığırıı sorduğumda ise yalnızca gülümserdi.


Bayan escort kendisine sorulan bütün soruları gülümseyerek yanıtlayabilirdi ve her bir gülümseme başka anlamlara gelir, siz o gülümsemenin ne anlama geldiğini çözmek için geceli gündüzlü kafa patlatırdmız. Erkeklerle birlikte olmak onun için tek kişilik bir oyundu, oyununa erkeklerin katılmasma izin vermezdi. Önce oyuncağım tutkuyla seven, yamndan ayırmak istemeyen küçük bir kız çocuğuymuşçasma onu göğsüne bastırır, öper, kısa sürede sevgisi tükendiğinde de oyuncağını duvardan duvara vurur, hırsım almasına bu yetmezse kolunu bacağını parçalara ayırırdı.

Bir süre sonra da o haylaz kız kisvesinden sıyrılır, varlığını kimsenin fark etmediği sevgiye muhtaç sümüklü bir yetim olurdu. Sonunda ayrıldık. Zaten beraber değilnıişiz gibi yaşıyorduk. Son zamanlarda benimle birlikte olmaktan zevk almıyormuş gibiydi. Yine de arada bir buluşuyor, bir yerlere gidiyor, birileriyle yiyip içiyor, sonra ya onun evine ya da bana gidiyor, daha dün tamşmışçasma birbirimizi bilmezden gelerek sevişiyorduk. 


Nedense, onun gizeminin, seviştiği kişiyi ânında unutmasında yattığım düşünmeye başlamıştım. Unutmak, her sevişmeyi biricik kıhyordu. Durmaksızın en başa dönüyorduk, ilk güne, ilk buluşmaya, ilk kur yapmaya, ilk öpücüğe, ilk sevişmeye... 
Bunu nasıl yaptığım hiç sormadım. Biliyordum, sorsaydım, hem ilişkimiz, hem de o sevişmelerimiz bir daha gözükmemek üzere Silinip gidecekti belleğimden. Onunla aramızdaki ilişkinin bu denli uzun sürmesinin bir nedeni de buydu zaten; benim her şeyi olduğu gibi kabullenmem; sormamam, soruşturmamam, varlığım varhğıma ikame etmemem ve ona olduğum gibi, en kırılgan halimle teslim olmam. Bu yaptığımın ne büyük bir fedakarlık olduğunun o da farkındaydı.Bazen dudaklarınm kenarına teşekkür niyetine bir gülümseme sıkıştırırdı. Bu teşekkürü ahp kabul ettiğimi ona göstermek için gider, dudaklarınm kenarına, tam da o gülümsemenin merkezine bir öpücük kondururdum. Bu aynı zamanda sevişmeye de davet olurdu. 


O da bilirdi bunun bir davet olduğunu, önce nazlı nazlı bakar, sonra uzamp yüzümü avuçlar uzun uzun öperdı' ağzımdan. Ilk kez beni öpüyormuş gibi. Ayrıldıktan birkaç ay sonra, bir gece yansı hiç haber vermeden çıkıp geldi. Kapıyı açtığımda karşımda duranm kim olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Sağ kaşınm üstünde dikiş atılmış koca bir yarık, yüzünde irili ufaklı morluklar vardı. “Şehir dışma gitti,” dedi. Kimden bahsettiğini anlamadım, yüzünde her zamanki gibi, daha önce görmediğim bir gülümseme, duruşunda meydan okuyan bir eda vardı. Mutlu bir mızmızlanmayla, “Her yerim sızhyor. Gitmeden bana geleceğini söyledi. Ben de istiyorum onu ama her yerim öyle sızlıyor ki, biraz dinlenmek istedim,” dedi.

Kimden bahsettiğini bildiğimi düşünerek konuşuyordu ama ataşehir escortun kimden bahsettiğini elbette bilmiyordum. Sadece tahminler yürütebilirdirn. Emin olduğum, bir sevgilisi vardı ve ben henüz onunla tanışmamıştım. Soyunurken, “Banyoda sıcak suyun var mı?” diye sordu. Yatmamı beklemeye tenezzül etmeden banyonun yolunu tuttu. Zaten, vücudundaki morlukları gördüğümde onun sorusuna yanıt verecek durumda değildim. Belki gerçekten banyo yapmak istiyordu ama asıl niyeti yaşadığı tutkunun şiddetini bana teşhir etmek, korkusuzluğunu kamtlamaktı. Yanakları kıpkırımzı banyodan çıktı. Kırmızı bornozuma sarılıp, yakalarını yukarı kaldırdı, boynunu bornoza gömüp karşımda dikildi. Parmaklarıyla kaşmdaki yarığı, dikişleri okşayıp, “Yaralarımı öper misin?” dedi belli belirsiz bir mırıldanmayla. 


“Hayır,” diyemeyeceğimi biliyordu. Kendini naza çekip çekmemekte kararsız kalmış bir orospuydu, yaptıklarmdan, yapacaklarından zevk ahyor, bununla arsız bir gurur duyuyordu. Parmaklarım tenine ilk dokunduğunda, “Acıtma ama bugün olmaz,” diye tısladı, huysuz bir kedi gibi. Onun canını hiç yakmamıştım ki, böyle bir uyarıya ne benim ne de onun ihtiyacı vardı. Kaşmdaki yarığı öptüm uzun uzun, sonra morarnıış boynunu, ensesini, omuzlarını, kalçasını, göbeğini, kasıklarındaki kızarıkları öptüm. Ben onu öperken o tırnaklarım kollarıma geçirdi, boynumu sıktı, karnımı, göğüslerimi hamur gibi yoğurdu, kalçalarımı yumrukladı sonunda tutkuyla dişledi beni ama her yerimi... Yeniden nıi başlamıştı yoksa başka bir şeye nıi dönüşmüştü ilişkimiz. Yoksa bu, ilk sevişmelerin sonuncusu muydu? Bilnıiyordum.

Ama bildiğim bir şey vardı, gerçekten onunla ilk kez sevişiyordum sanki, sanki daha önceki bütün sevişmeler bu sevişmeye bir hazırhktı ve bu kez gerçekten ilk ve son kez sevişecektik. Bir süre sonra ikimiz de yorgun düştük. Huzurlu bir uykuya daldık. Sabah uyandığımda kendi kendime “Biz ne yaptık?” diye sordum. 


Bildiğim, öğrendiğim, gördüğüm her şeyin üstüne kalın bir set çekmeye hazırdım. Hayatımm belki de en kanlı savaşı beni bekliyordu. Beni anlayacak, tenimdeki ateşi içine çekmek isteyecek birini bulmam gerekiyordu. Elbette hissettiğim her şey yalandı. Her şey zaten günlerce, aylarca, yıllarca Öncebelletilmişti. Her yeni gün, her yeni sevişme, yalancıktan bir ezberi bozma oyunuydu. Kim geçmişine dair daha az şey hatırhyorsa en şaşkın o oluyordu. Büyüyüp büyüyüp küçülen bir çocuk gibiydik ve hiç büyümüyorduk! Yeni, diye bir şey yoktu. Hep Önümüzde duruyordu, varolan her neyse.

Bir yandan da,  konulmuştu adı, uzak durmak gerekiyordu. Kırbacın sesinden tiksinmek, karga burnuyla tenirıi burdurmamak gerekiyordu. Komik olan neydi?İçine düştüğüm durum, ruh halim, psikolojik savrulmam mı? Hayır, bunların hepsi zaten yanımda gezdirdiğim ve her halükârda açığa çıkacak bastırılmış varoluş biçimleriydı'. Ve ben bundan hiç şikayetçi değildim. Şarap içiyorduk. Her dakika bir iki kişinin katılımıyla büyüyen bir halkaydık.

Herkes birbirine laf yetiştirmeye çalışıyordu. Meliha yoktu. O geceden sonra bir daha beni aramayacaktı, benim hüznümü, sessizliğimi, yalancı gizeminıi özlemeyecekti. Ben de onun şiddetini, yeniden yeniden kendini sunmasım, orospuluğunu Özlemeyecektim. Ama teni hiç aklımdan çıkmayacaktı.Bir kadınm başka bir kadnnn tenine tutulması kadar büyük bir acı yoktur. Bunu kim tarif ederse eksik, yanhş, hatta kasıtlı olarak kötüleyerek tarif eder.

O turuncu şapkayı yakmıştım. Beni Meliha’dan uzaklaştıran şey şiddeti sevmesi değildi, bedenimdeki morluklara, diş izlerine ahşabilirdim ama beni bırakıp bırakıp o adama gitmesine dayanamazdım. İstediği zaman kapınn Çalabileceğini, istediği zaman bedenindeki yaralan öpeceğimi biliyordu. Garip olam, ayrılığımızm gerekçelerini Meliha da kafasında sıralamıştı ve bunları benimle konuşmaya bile tenezzül etmedi. Güldüm kendi kendime. Beni taklit ediyordu aslında. Her defasında yüzüne sahte kırılgan bir ifade takımp, gözlerimle, kendisini soymann isteyeceğini biliyordum. Ona tecavüz edecek gücü bulabilseydim bir an Omuz çantarm aldım. Masadan ayrıldığımı kimse fark etmedi.

Barm kapısma çıktığımda sokağın diğer ucuna ulaşmıştı .Hızlı adımlarla ona doğru yürüdüm. İyice yaklastığımda yavaşladım, adımlarına ayak uydurdum. Uzun topuklarımdan çıkan tiz ses gecenin kararılığında tekinsiz bir melodiydi. Dizlerinin bir karış üstünde sona eren pileli, gri eteği ve belinde biten aynı renkteki kısa ceketiyle on altı, on yedi yaşındaki istanbul bayan escortları andırıyordu. Yanında yürümeye başladım. Benden yana bakmamaya çahsıyordu. “Özür dilerim,” dedim, onun duyabileceği bir tonda. Göz ucuyla bana baktı, tıpkı masanın karşı tarafından baktığı andaki gibi gülümsedi. Sonra, yavasça koluna girdim, tek kelime etmeden yürümeye devam ettik.