İstanbul Escort istanbul sarıyer escortun truvalı helen gibi hissettiği geceler

İstanbul sarıyer escortun truvalı helen gibi hissettiği geceler

Zamanımın çoğunu istanbul sarıyerde escort olarak pencerenin Önündeki sedire uzanarak geçirir ve düşler kurardım. Pencereden ağaçlarm güneş ışınlarını geçirmediği bahçenin arılar, ezilmiş dut ve kirazlarla kaph zemini görünüyordu. Gençlik düşlerimden en güzeli, günün birinde, her şeyden vazgeçip evimden ayrılmak, değişik işlerde çalışıp kıhktan kılığa girerek dünyanın bilinmedik köşelerinde sevdiğim kadnn bulmaya çalışmaktı. 
Onu nasıl tanıyacaktım. Ne zaman bununla ilgili bir şeyler düşlesem, peşinden gelen yeni bir imgeyle başlangıç arasında gözle görülür bir uyumsuzluk olduğunu ayrımsayıp dehşete düşüyordum. Böylece karşılaştığım her kadında kendimi tanımaya çalıştım.
Sanırım amaçsızcasma dolaşıp durduğum bir zaman olmuştur. Birisine aşıksanız bir gizin varlığına inanmaya başlarsınız ama istanbulda bayan escort un  imgesi bile yalnızca bir boşluktu. Bu yüzden de hemen her escort kendine, adlandıramadığı bu karanhk boşluktan bir anlam olsun çıkarabilmek için çabalayıp duruyordu. 
Yanıtını bilmediğim sorular soruyorlardı. Sözgelimi onlarda ne gördüğümü ve ne istediğimi. Bana öyle geliyordu ki tek bir amaçları vardı, kafamın içindeki kadın düşüncesinin özünü keşfetmek. Kimileri sayısız erkekle düşüp kalkıyordu, kadın olmanın gizlerini çöZebilmek için. Çoğu kez kendilerine de sordukları bu soru, ötekinin bakış açısmdan yanlış bir biçimde ortaya atılmıştı. Böylece bu kadınlar kendilerini erkeklerin arzularından oluşmuş ağdan bir tuzakta debelenirken buluyor ve çoğu kez de sonuna kadar çıkamıyorlardı. Dahası bir erkeğe kendini hiçbir zaman gerçek anlamda vermeden ilişkisini sürdürmek isteyen kadınlar vardı. Belki hemen herkes kendine benzeyen birini arıyor, sevgisinin bir karşılık bulmasını istiyordu ama görünen o ki durum biraz daha karışıktı. Her neyse, aslında bütün bunlarda beni ilgilendiren ne olabilirdi? 
Sonuçta bütün bu amaçsız dolaşmalar, para kazanmak için bu anlamsız koşuşturma ve ün uğruna tutku dolu çabalar, hemen hepsi, gün gelip unutulup gidecekti. Oysa anlamsız bir güçle donatılmıştık; bütün bu unutulanlarm yıkmtısmdan hiç ürkmeden basıp geçer, doyuma ulaştırılmaktan özellikle kaçınılmış o, tutkulu ve yabanıl yaşam sevincimizle dünyanın patikalarında düşe kalka ilerleriz. Düş gücüm onunla karşılaştığımda nasıl tamyacağım konusunda sayısız öykü üretmişti; bu ölümsüz anda, onun sürekli belleğimde taşıdığım imgesi bana yol gösterecekti. Nasıl karşılaşacağımızı, birbirimize ne söyleyeceğimizi imgelemimde değişik biçimlerde sayısız kez düşlemekten bıkmazdım. Bu kimi kez daracık bir sokak oluyordu; ya da bir deniz kıyısmda, bir şenlik ateşinin başında; belki de kalabahk bir metroda karşılaşacaktım ve gözlerime bakarak, "Seni öyle özledim ki" diyecekti. Kimi zaman bütün bir gün boyu buna benzer düşlerle dalıp gittiğim olmuştu. 
Belki de onu bir maskeli baloda tanıyacaktım. Yüzüne taktığı maske onu daha bir çekici yapacaktı. Diyelim ki böyle de oldu, ama bana söylediği ilk cümlenin düşlerirnle uyuştuğu söylenemezdı. Belki de düşlerin bitip gerçekliğin başladığı bir yer vardı. Prag yakınlarmda küçük bir kasabada bir evi olduğunu, istediğim zaman gelip kalabileceğirni söyledi. Bu evde bir zamanlar ünlü bir Çek yazarı oturmuş. Buraya kadar belleğim doğru yolda olmalı; maskesini çıkarmıştı, ama yüzünden duygularını arılamarn zordu, üstelik bu yüzün yeni bir maske olduğundan kuşkulanmıştım. Benden ona uzun mektuplar yazmamı istedi. Mektup yazmasını hiç sevmem, ama sanırım kargacık burgacık bir yazıyla doldurduğum mektuplardan hoşnuttu. Neler yazardı bir bilseniz, inci gibi bir yazıyla yabancısı olduğum çobanı] bir dünyadan söz eden dokunakh mektuplarıyla beni özendirirdi. Oysa mektuplarımı kasabaya inen arkadasının kahvaltıdan önce yatağına getirdiğini bilmek beni çileden çıkarırdı. Bu uzun mektuplarmda aramızda bunca uzaklık varken bana oldukça anlamsız gelen sorulara bir yanıt arıyordu. Sözgelimi bir kadında neleri arzuladığırnı ya da benim için bir kadının anlarrıınm ne olduğunu soruyordu. Bir ilkyaz akşamı, aklıma nerden estiyse ona telefon açtım. Sesi çok soğuktu ve bunun nedeni uygunsuz bir zamanda telefon etmem değildi; çünkü kapatırken son mektubuna niçin yamt vermediğirni sordu. 
Yıllar sonra Berlin'de bulunduğum bir sırada yeniden yazdım. Yarntım almam Noel nedeniyle 01dukça gecikmişti. Taşrada yeni bir eve taşındığını ama kendisinin işleri nedeniyle şu sıralar Prag'da bulunduğunu, istersem bu evde kalabileceğimi, ıssız ve sakin kırlarda yürüyüşler yapabileceğimi yazmıştı. Yalnızhktan bıkmıştım. kendime sakin bir yaşam aradığım söylenemezdi ve yabancı yeni bir ülkede, kafelerde, marketlerde yeni dil sorunları yaşamanın beni ürküttüğünü yazdım. Kır yaşamma gelince, doğa beni hiç bir zaman ilgilendirmemişti. Zamanım oldukça dardı, onu görmek istiyordum ve en kısa zamanda yamt almak beni sevindirecekti. Adresi zarfa yazarken bunun yalnızca bir posta kutusu numarası olduğunu acıyla farkettim. Ondan yamt beklemekten başka çarem yoktu. Birkaç gün sonra dayanamadım; eski numarayı aradım, ama telefona çıkan kadın Çekceden başka bir dil bilmiyordu. Uzun bir süre izini yitirmiş, ondan hiç bir haber alamaımştım; ne garip bir susuzluktu bu böyle, boğazımı yakıyor, içimi acıtıyordu. Işte bu noktadan sonra işler karışıyor, acaba yanhş rm ammsıyorum, çünkü yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. 
Evime döndükten sonra aldığım bir mektupta Güney Fransa'da küçük bir kasabanın adresini vermişti, bir de telefon numarası. Ona kırılımstım, bu yüzden aramadım; orada ne kadar kalacağım bilmiyordum, ne yaptığım da. 
Bir kaç yıl sonra anlaşılmaz bir rastlantıyla kendimi o kasabanm çok yakınlarmda bir yerde buldum. Ertesi gün Fransa'dan ayrılacaktım, ama önüme çıkan bu güzel olanağı görmezlikten gelemezdim. Güzel bir gün trene binerek bulunduğu kasabaya gittim. Verdiği numarayı aradım. Bunca yıldan sonra sesi bana coşkulu gibi geldi, beni görmek istiyordu ama işlerinden dolayı ancak gece görüşebilirdik. Bunu kabul ettim ve küçük bir otele giderek buluşma zamanına kadar dinlendim. Heyecanlıydım, sonunda onu görebilecektim. Sözleştiğimiz bar küçük tatil kasabalarmda bolca rastlanan türdendi ve yaz sonu olduğu için neredeyse boştu. Saatlerce bekledim, çünkü gidebileceğim bir yer yoktu, ama gelmedi. 
Zaman ne kadar da acımasızdı. Bilirsiniz iste, söz verilir ama bu çoğu kez belirsizdir ve asla tutulmaz. Uykusunda yalnız bir kasabaydı burası, bana benziyordu; niçin gelmediğini düşünerek yabancı sokaklarmdan geçtim acıyla. Sabaha karşı can sıkıcı renklere boyanmış küçük bir otel odasında uyumaya çalıştım. Ne garip uyandığımda durmaksızın yağmur yağıyordu. Garip metaforlar içinde kaldım, maskeli yüzler, ürkütücü sesler ve şaşırtıcı bir ad, hoyratça ruhumu kanatan. İçimde duyduğum sevgi bu ada mı ilişkindi ve bu ad o kadınm adı mıydı? Doyurulmuş bir arzu artık asla arzu değildi. Buluşmaya gelmeyerek kendi kayboluşunu sahnelemişti ve amacı farklılığı için sevilmekse bunu başarmıştı. Birden anladım, yazıp da bana göndermediği bir mektuptu bu karanhk boşluk. Altına okunakh bir yazıyla imzasını atmıştı. Diyelim ki bu ad L harfiyle bitsin, neden mi, bana kalırsa A'dan Z'ye alfabenin her harfi olabilirdi, ama yitik arayışlarla ve anlamlarla boğuşmaktan yoruldum. 
Bir kahvede oturdum ve önümden akıp geçen gezginleri izledim. Benim için öylesine anlamsız bir kalabahktı. Onun da bu kasabada olduğunu düşündüm, sanki bedenim taş kesilmişti ve içimdeki tek canh kımıltı onu görmek arzusuydu. Ne yazık, hiçbir  Şey ıstediğimiz gibi olmuyordu. 
Kısa bir an yüzlerini gördüğüm, yağmurda koşuşturan insanlar. Birazdan çayımı bitirince kalkacak ve trenime binmek üzereonlarm arasına karışacaktım. Belki de önemli sandığımız, vazgeçilmez olduğunu düşündüğümüz şeyler yanıltıcıydı, hiçbir şey zamana dayanıkh değildi, yüzler gelip geçiciydi. Aşk bir yüzü anımsamaktı; ama kim bilir belki de onun gerçek bir yüzü yoktu. Biliyordum, dönerken de yağmur dinmeyecekti. Ne kadar dehşet verici bir yolculuk olacaktı bu. O geceyi, daha önceleri başka geceleri, maskeleri, sonra o öğleden sonrayı, o kadnn ne zaman ammsasam, yağmur hiç dinmeyecekti. Yaşayıp gidiyordum işte böylece; duygularm hoyrat değişkenliğinde, susuz ve acılar içindeydim; ortadan kayboluşlarla, karşılığı olmayan adlarla, birbirini tuünayan maskeli yüzlerle içli dışlıydım. Bitmesin diye alınan acımasız bir kararm bütün arzularımı sona erdireceğini sanıyordum, oysa yalnızca anlamı gözden çıkarmama yol açıyordu ve karşılığında 0 kadınm aşkı sürekli bir boşluğa dönüşüyordu.