İstanbul Escort istanbulda beylikdüzü escort olmanın yolu

İstanbulda beylikdüzü escort olmanın yolu

Omuzlarımdaki iri kayanın ağırlıgını tekrar hissettim. Hoş geldin hayat! Yoksa ben rrıi geri döndüm? 

Körüğünden öğürtüler çıkaran otobüs ara gazla yeniden şaha kalktı.İlk durakta binmenin faydası işte. Otururken daha çekilir oluyor bu çalkantı. Ayaktakiler tavana tutturulmuş gri paralel borulara tutunmakla meşguller.Kimisi de aynı borulara takılan deri tutamaklara çaresizce asılmış, düşmemeye çalışıyor. Ne kadar çaba o kadar ter, o kadar koku. 

Ama ön kapının oralarda yığılmış duranlar var ya hani, hiç kimse istanbul beylikdüzü escort kadar ekşi kokamaz. Çünkü trafik sıkıştığında, bizi sağlayıp yolumuzu kesen herhangi bir araba belirdiğinde ya da yoldaki lakaya girip her hoplamamızda, şoförün küfürlerine yüksek sesle verdikleri onaylamalar, “cık cık”lar, “Olmaz abi bu kadar”]ar beni hasta ediyor. Arkalardan gelen, “Biraz yavaş canım. Domates mi taşıyor,” homurdanmaları hep bu hıyarlarm bize dönük omuzlarına çarpıp orta yerde kırıhyor. En çok sevdikleri laf da, “Arkadaşım ilerleyelim. Arkalar bomboş!”  işte bu şehirde en çok söylenen cümle. Hemen herkes hayatında en az bir kere böyle böğürüyor. Hiç faydasmı da görmedim gerçi. 

En iyisi dışarısını seyretmek. Erken gelen karanlığı seyyarların, sayısal bayilerinin, kasalarıru toplayan mavnaların kırık ışıkları yırtıp duruyor. 

Eşrefpaşa yokuşundaki durağa gelince börekçiden taşan müzik sesi içerisini doldurdu yine: “Gir koluma hani bekarhk sultanlık derdin...” Allahım adam on yıldır aynı kaseti dinliyor. Hiç bozulmaz mı bu meret. “Yok canım, ne mesaisi. O göz var mı ben de.” 
“Kalmadım tabii. Hem adama güvenemiyorum Önümde oturanları fark ettim birden. Bunlar dünküler değil mi be? Gür siyah saçları parlayan adamın ne dediği anlaşılmıyor bir türlü. Omuzlarını kıza doğru bastırmış, hafıf yere bakarak konuşuyor. Ama yanındaki ona doğru çevirmiş yüzünü. Cırtlak sesi kulağımda çmlıyor. “Canım iki yıldır çalışıyorum ama insan tamyamıyor.” “Yok da, bazen bana bakışlarırıı yakalıyorum.” 


Bunu söyler söylemez güldü escort  kız. Profilinden beliren ince, düzgün burnunun altında yayılan dudaklarından anladım. Adam başım kaldırdı ona doğru ama hemen geri düşürdü bakışlarını. “Hele geçen gün etek giymiştim.” Kız parmak uçlarıyla saçlarını kulağımn arkasına attı. Adam da aynı anda yanağını kaşıdı. Omuzları iyice kaynaştı birbirlerine. “Hayır 0 kadar kısa da değil.” “Aman Reşat Abi ya.” “Bak bak, sen nerde gördün beni.” “A doğru ya. Yine otobüste karşılaşmıştık, de: ğil mi?” Bakışülar tekrar. Allahım göz göze kaldılar. Tam adamm arkasında oturuyorum. Acaba yüzü kızarıyor mu? Kız saçım atıp duruyor. Şimdi neden sustu bunlar'? Kalabalık dağılmaya basladı. Camlarda yağmur tıpırtıları duyuldu.

Kız derin nefesini verip inledi. “Demek YeŞim yenge memlekete gitti.” “Bekarsm yarıi bir hafta.” Yağmur azdı iyice dışarıda. Susmayın, lan. Susmayın. “Hadi akşam çay içmeye gel bana.” “Amma nazhsm işte. Yağmur durur birazdan.” Reşat Abi, mırıldandı yine. Ne mıymmtı böyle. Kapı gibi omuz yapmış adam ama ağzmda fare var sanki. Dışarıya doğru baktı. Aceleyle doğruldu. Kapmm üzerindeki düğmeye bastı. Geriye döndü sonra. Galiba vedalaşmadılar. Kız boynunu uzattı. Kulağma yakın bir yerden öpüverdi. Bıyıklıymış da üstelik. Burnunun üstü bile kızarmış.

Tıslayan kapıdan attı kendini adam. Beyaz pardösüsüyle karanlığın içinde yitti. El mi salladı? Çünkü öbürü parmaklarını belli belirsiz cama sürdü. Uzun uzun baktı Reşat Abinin ardından. Aniden arkaya döndü. Fark etti galiba dinlediğinıi. Sağ kaşmm altında nokta nokta çilleri varmış. Görememişirn o ana kadar. Kalkıp arkaya gittim. Neme lazım söylenir falan.  Ardından kızın durağı geldi. Ayağa kalkınca gördüm uzun bacaklarım. Gri hırkasırnn arasmdan göğüslerinin kabartısı titredi. Saçırıı düzeltti. Otobüs sarsılarak dururken istanbul escort bayan çantasını omzunda tarttı. Pembe ojeleri ışıldadı.

Uzaklaşırken arka cama yapıştım. Eğer bakarsa kızmarmştır kulak misafırliğime. Belki gülümser bile. Başını yolun öbür tarafındaki tuhaiiyeye çevirdi. Kaltak. Sonraki durakta indim. Acaba geriye yürüsem mi, diye düşündüm bir an. Yağmur yeniden başla-dl. Belki çoktan girmistir bile evine. Yakalarımı kaldırdım. Yolun karşısına geçip dar sokağa girdim. Arkamdan birileri ıshk öttürüp duruyordu. Şimdi buz gibi eve gir işin yoksa. Ama Reşat Abi, karısınm memlekete gitmeden buzdolabına hazırladığı sarmaları yiyecek belkı de. Üstüne yoğurt da döker kesin. Çorba falan ısıtır. Sonra doğru kızın evine. Çay içmeye! Hatun tepsiyle kırıtarak salona girer. Yine öyle manasız latlar eder, “patronum. .. eteğim de kısa. . .hah, hah, hah... amaaan Reşat Abi...” Gerisini düşündükçe içim uyandı. Bizim aparmanm karşısındaki ışıklara takıldım bir an. En iyisi gidip iki üç fılm almah. Tezgahm arkasındaki çocuk beni görünce ayağa kalktı.

Raflarda hışırtılı poşetlerin içinde renkli kâğıtlarıyla iilmler var. Karıştırıyorum. Çoğunu izlemiŞim. “Abi başka fılmler de var.” “N asıl?” “Işte daha iyileri var.” Masanm üstüne kahverengi kutuyu koydu. Parmaklarıyla seçiyor, arada durup, numaralanna bakıyor. Bunların renkli kâğıtları yok üzerilerinde. “Alman, Japon ne istersen yani. Bak bu escort bayanları tavsiye ederim.” “Arapları?Ellerini göğsünün üstüne bastırıp, hayali iri yuvarlaklar çizdi. Gerisin geri tekrar döndürdü havayı. “Büyük yani.” Güldü sonra. Büyük “şeyi” elime ahp baktım. Tam o anda içerideki bilgisayarların başında kavga eden çocukların sesi geldi. Dönüp sinirli sinirli söylendi. Suspus oldular. Tıkırtıh klavye sesleri duyuldu. “Kaça bu?” 


“Sana beş milyona olur. Geri getirirsen ikiye Cebime atıp çıktım. Ya Reşat Abi, biz de boş değiliz bu akşam. Evin içi gerçekten soğumuş. Artık elektrik sobasmm vakti gelnıiş bile. Mutfağa girdim. Canım çekmedi yemek hazırlamak. Tek başına ne yer insan. Doğru CD çalarm başına. Allahım, kocamanlarrnış ha. Adaptörü taktım. CD’yi yuvasına ittim. Bağlantılar da tamam. Ama televizyon bir türlü açılmadı. Lanet alet. Yine tekledi.

Yumrukluyorum. Düğmelerinden aldım hırsımı. Yok. Tık yok. Üstelik beş milyon saydım ben buna. Geri götürsem bile zarardayım. Çekyatı açıp altından battaniyeyi çıkardım. Işıkları söndürdüm. Soyundum. Bir donum var üstümde. Onu da örtününce sıyırdım usulca. Şimdi Reşat Abi ikinci çayında mıdır? Kız ince parmaklarıyla şekeri uzatıyordur. Eğilince yuvarlak göğüsleri kımıldar. Gömleğini zorlar uçları. Saçları açılıp adamın kollarma dokunur. Sessiz kalırlar bir an. Iç çekerler arka arkaya. Sonra kız omuzlarının nasıl ağrıdığından yakınır.

Domuz patronu iş yıkıp duruyordur üstüne. Reşat önce koluna dokunur. “Kıyamazlar sana,” der. Yaklasır.  Reşat Abi be, bir dakika bekle. İçerisi çok Soğudu. Şu sobayı fişe takayım. Dur simdi hemen ensesinden öpme kızın. Daha uzatalım bunu. Ulan siktiğimin televizyonu. Sabah seni çöpe at mazsam adam değilim.


 Hakkı Ataman, olağandışı bir yazar. Romanları bir yana, kendisini edebiyat dünyasında var etme biçimine ne demeli?.. Bir yazar, Marksist eleştirinin göstergeleriyle kendi romanma eğilebilir mi? Dile kolay, altı sayfalık yetkin bir çahşma. Ikircimle karşılandığını süzebiliyorum beklenmedik hamlesinin. Üstün yetenekli olduğunu üzerine basa basa göstermeye çahşan bir narsisist mi, yoksa o denli zahmetli, karşılığı olmayan bir işe soyunan, çağdaş bir Don Kişot mu? Bir ay sonra, bu kez yapısalcılığın argümanlarıyla kendi romamm sil baştan teşrih masasına yatıran Hakkı Ataman, çok satanlar listesinde katkı payı yadsınamaz medyayı kış uykusundan kaldıramadıysa da, edebiyat çevreleriyle, dergileri ayakta tutan bir avuç has okurun ilgisini üzerinde topladı.

Eleştirmen Bekir Özoğlu’nun, escort romanın biçemindeki kimi aksaklıklara ilişkin savlarını, eleştirilmeye tahammülsüzlüğün yarattığı öfkeyle küçülmeksizin, Greirnas ve Kristeva’mn çalışmalarını referans göstererek ters yüz etti. Eteğindeki taşlarm tümünü dökmemişti henüz, birkaç ay sonra, iki yazı daha. Biri, göstergebilim kullanılarak mercek altına ahyordu yapıtı(m). Sosyolojik bir okumaydı, öteki yazı. 

Ilk iş başvurunuzda, kurulduğu koltuktan sizi ruhunuzu soyarcasma inceleyen, bunu sezdirmemeye çabaladıkça da iyice gerilmenize neden olan, kelli felli işveren adaymız karşısmda ellerinizi nereye koyacağınızı bilemezsiniz. Israrh bakışlarma meydan okuyacağınıza kravatındaki sarmal desenleri kazırsmız belleğinize. Hakkı Ataman, gerginliğimi anlayacak ve yatıştıracak denli zeki,
“Üşümüşsünüz, birer lincan çay içelim” diyerek, gözden kayboluyor. Duvarlar silme tablo. Natürmortlar, portreler. doğa peyzajları. Tabloları saymazsak, oturma odası olabildiğince sade döşeli. Parkelerin üzerin. de üç beş kilim. Şampanya tonundaki duvar kâğıtx larıyla uyumlu, kestane püresi rengi perdelerde, adamakıllı koyu, erimiş çikolata efekti yaratan yol yol kontürler. Üçlü kanepe fıstıklı dondurma yeşili. Karşısmda -ötekinin aynıikilisi. Mutfağı gözümün önüne getirebiliyorum. Derin donduruculu soğutucu, mikrodalgalı fırın, elektrikli su ısıtıcısı, bulaşık makinesi -pratik, modern çağ aletleri.

Ya müzik zevki nasıldır Kuyu yazarmm, ağırlıklı olarak caz ve blues, belki de atonal müzik. Tepsiyi aramızdaki cam sehpaya yerleştiriyor. Tanrı-yazar imgesibir anhğına paramparça. Koltuğuna kurulup fmcanını ağır ağır karıştırırken başı -yenı'dengöğe eriyor. Kulbu altın suyuna batırılmış, şık fmcanlar. Üzerleri işlemeli, tahminimce 19. yüzyıl atlı arabaları. Bir tabakta minik yaş pastalar, öbüründe somonlu kanapeler. İlk kitabım kırk üç yaşmda yayımlattığına göre, öncesinde neler olabilir? Öykü, eleştiri, deneme ya da inceleme?.. Adımlarım böylesine hesaph atan biri, kanımca şiirin billur sularında yüzemez. Edebiyat dergilerini, Kuyu’nun çıkışmdan on yıl öncesini baz alarak taradım. Edinebildiğim taşra dergilerinde de rastlayamadım izine. Mahlas kullanmak eski bir gelenek, gerçekten yazıp yazmadığım çı. karsamak zor. 

Ilk romanı üzerine bir okurunun kaleme aldığı inceleme ve kendisiyle evinde yapılnıış söyleşi yayımlanalı handiyse iki yıl. Ikinci romanı Buz Dansı üzerine yazdıklarımm, beni buraya getirebileceğini ummuyordum.Beylikdüzü escortun dergilerde öykülerini yayımlatmayı henüz başaramadığım düşünülürse, alçakgönüllülükten çok özgüven eksikliği denilebilir buna. “Yazmm kimi bölümleri gerçekten ilginç. Herhangi bir kuramdan yola çıktığın söylenemez, zaten yazar olmanm eşiğinde bir okurdan bunu beklemek de doğru olmaz. Yine de, iyi kötü ayrıksı bir bakış. Öyküyle ilgilendiğini yazmışsm özgeçmişinde, peki ya şiir?” 
“Hayır, hiç ilgilenmedim. Romanm geniş evreni çok daha çarpıcı geliyor bana. Öykü de, romana uzanan bir köprü değil midir? Ama yazık ki daha onu bile beceremiyorum.” 
“Şiiri öyle boşlama. .. Şiirle başlar her şey. Öyküye gelirsek, uçları enikonu açık, başdöndürücü bir anafor. Sana şiirle öykünün doğasmı bir kez daha gözden geçirmeni öneririm.” 
Ders bir. Yalan yok. İnce hesaplar eşittir yanlış hesaplar. Şiir yazdığımı, öyküyü romana yeğlediği_ mi itiraf etmem, bu saatten sonra bir işe yaramaz.


“Beni düş kırıklığma uğrattığım düşünme sakın. Unutma ki yazdıklarmdan dolayı buradasm. Şimdi gevşe ve şu güzelim pastalarm tadına bak. Ananaslı olanı bir harika. ” 


Buraya kadar görüşlerimle geldim. Söyleşi de kapıda. Belki yayımlanacak ilk öykümün konusunu da buradan cikartabilirim. Sözgelimi gençlere sarkıntılık eden eşcinsel yazar figürü. Cinsel tercihini gizleyen yazarların sayıca bolluğu bilinmeyen bir şey değil. Yine de pek işlenmediği ortada. Tabii bütün veriler değişecek. Yeter ki o, kimden esiıılendiğimi anlasın. 
“Sorulara geçebiliriz Emir. Ilk söyleşide dikkatirıi çekti mi bilmem, en çok beş soru hakkın var. Yamtiarıın yazılı olacak. Sözlü diyaloglarda soru soruyu doğurur.” 


Çantamdan çıkardığım dosya kâğıdını uzattım. 
“N e çok soru böyle!.. Gereksiz gördüklerimi ayıklamama bir diyeceğin yoktur herhalde. Bir çay daha alır mısm. ” 
“Hayır, tesekkürler. Aslında kitaphğmızı merak ediyorum. 
“Korkarım bu konuda seni biraz üzeceğim. Kitaplarıma dokunulmasmdan hoşlanmam. Bir yazarın dokunduğu kitaba bir başkası, ilişmemeli. Enerji alışverişine inanırım, ki matah bir şey olduğunu düşünenlerden değilim, üzerine ahnma. Ayrıca yanıtları yazdıktan sonra yatak odama geçeceğiz.” 
Düşüncesine saygılıyım. Cinsel tercihine de. Ama niyetini bu derece açık etmesi inanılır şey değil. Bunu az önce yakıştırmadım mı? Izin isteyip gitmekten başka seçenek bırakmadı. 
“Kitaplığım ve bilgisayarım yatak odamda. Karalar bağlamana gerek yok.” 
Gülümsüyo(r)uz. Kitaplığını görmesem de olur. Odadan çıkarken dönüyor; 
“Müzikle aran nasıl?” Kompakt disklerini karıştırırken bir yandan dinlediğim müziklerin yabancısı olduğunu söylüyor. Önemi yok. Ne dinlediğini öğreneceğim sonunda. Önüme bir iki dergi koyuyor, bir süreliğine yalnızım. 
Uzun soluklu bir söyleşiydi beklediğim. Yanımda getirdiğim öykülerden hiç olmazsa bir ikisine göz atıp yüreklendirici bir şeyler söyleyebilirdi. Yaptığım gailardan sonra isteğim kalmadı. 
Kar hızlanmış. Damlar milföyün üstüne serpiştirilen pudra şekeri gibi apak. Pencerenin cömertçe gösterdiği geniş koyakta apartman blokları, uzaklarda baştan ayağa bulaşık deterjanı mavisi camlarla kaplı iki gökdelen, üzerinde gri bir örtüyle beti benzi atmış deniz, öğle üzeri olmasına karşm kararmış bir bulamacı andıran göğün altında avurtları çökmüş bir kentin simgelerine dönüşüyor, önümde açılan manzara çamurla çiziktirilmiş suluboya bir eskiz, kulağımm dibindeyse iç sıkıntısını perçinleyen kederli new-age tınıları. Romanlarmdaki belirsiz ilişkiler, farkh metinlere göndermelerle yüklü girift tümceler, belleğimde geçit töreninde. 
“Üstat’ yazar, sonunda genç çömezi huzuruna çağırıyor. Yanıtları al ve her şey için teşekkür edip çöplüğüne dön. 


Yatak odası, oturma odasına kıyasla büyük. Solda eski tip bir gardırop, aynah. Üzerine cila atılmış. Yatağın ayak ucu hizasmda duvara bitiştirilmiş masada bilgisayar, yanında bir yazıcı. 
Kitaplık sağda, duvarm üçte birirıi kaplayan bir ahşap kütle, rengi ahududu likörü kızılı. Ortasmdaki büyücek, camh bölmeye ciltli kitaplar yerleştirilmiş. Hemen altında anahtarı üzerinde çekmeceler. Kenarlara -gene kızıl üzüm salkırm motifleri oyulmuş. Özel yapım olmah. Odanın öbür ucunda tablolar var. 
“Rahat rahat bak ve ne gördüğünü söyle bana.” 
Yatağın kıyısmdan geçerek yaklaşıyorum.
 Bu resimler başka. Ergenlik çağmda çıplak ya da yarı çıplak kızlar. Kimi meleksi, kimiyse ancak kabuslarımızda yer bulabilir. E1 aynalarmda gündüz düşleri. Sırü bize dönük, şömineye eğilmiş yetişkin bir erkek. Yerde ateşe atılmak üzere odunlar. Kem gözlü kediler. Deforme oğlan çocukları. Nedir bunlar?.. Adeta bir cirmet korosu. 
Elini omzuma bastırıyor. “Resimle ilgilenir misin?” 
' “Evet"
“Buna sevindim. Bir sanatçı, diğer sanat dallarıyla olabildiğince yakın ilişkiler kurmalı. Şiirle ' öykünün hısırnhğı gibi birtakım bağlar vardır güzel sanatlar arasmda. Gerçeküstücü bir ressam, Gaspard de la nuit’den beslenemiyorsa, bilimkurgu filmleri çeken bir yönetmen, elektronik müzikten bir _şey anlamıyorsa, sanatı güdük kalır. Düzyazı şiirin deneyselliğe açık mecrasmda yazınm çerçevesini “ihlâl’ eden bir şairin, Sevmek Zamanı dururken Hayat Güzeldir’i yere göğe sığdırama-' ması ne hüzünlü. Bir sanatçı, ürettiği yapıtın diğer dallardaki tam karşılığını algılama yetisinden yoksunsa, bu, telafisi olmayan bir açmazdır.” Tablolardan birinin önünde şimdi. 


“Balthazar Klossowski de Rolauydurma bir ad. Kısaca Balthus. Görme biçımimizdeki koşutluk, izleklerirnizin farklıhğına karşın göz kamaştırıcı bir mücevher gibi parıldar satırlarımda. Çocuklukla ilkgençlik arasındaki körpecikler. Benim ilgimi onların ham doğası çeker. .. O sancılı durak. Erotik düşlerini, deneyimle sarsılmarmş erden dünyalarını tahrik edici bulurum. Cinsel ilişki ne denli tatmin edici olursa olsun, yüzlerinde okunan koca bir demet gül sarhoşluğu uçup gider. İmgelemin yerini, deneyimin _buna yaşamın kendisi de diyebilirizkaba gerçekleri almıştır. Onları soldurmamah. Sadece kışkırtılmaya muhtaçlar. 
Her birimizin bizden şefkat dilenen günahları yok mu?.. Ancak onlara sarıldığımızda kendimize dürüst olabiliyoruz, sevgili Emir. Geç, otur artık. İnternet’in kişiye Özel hizmetlerinden yararlanmaya hazır mısm? Harikalar Diyarı’nda bir gezintiye?..” 
Çıplak başında, alnmda parıldıyor ter öbekleri. 
Uzaklarda kirli sarı ışıklar. Yerler buza kesmiş olsa gerek. 
Oysa burada odunlar çıtırdıyor. 
“Kükürt ve ateş,” diyor Balthus.