İstanbul Escort maltepe escortun peygamberi

Maltepe escortun peygamberi

Uzun saçları ıslak ıslak geniş omuzlarma dökülmüştü. Sakalları yüzüne az Önce yapışürılnnş gibi gözüküyordu, bilirsiniz işte, filmlerde bir görüşte adamın sakalının takma olduğunu anlarsınız ya, öyleydi sakalı. Vücudu öyle kaslı falan değildi, hatta biraz zayıfçaydı. Yürümesinde, elini kolunu sallayısmda hafıf bir sarsakhk da yok değildi. Fakat anı zamanda istanbul maltepe escortun garip bir çekiciliği vardı. Kendi kendirıi taklit etmeye çahsan, bunu yaparken de acayip komik bir duruma düşen sonradan görmelerdendi. O uzaklıktan bile gözlerinin mavisi denizin mavisinden ayırt edilebilecek kadar canlı, güzeldi. Çekiciliği de işte buradan geliyordu. Etrafına ışık saçan bir çift göz. 

“Abartıyorsun,” diyeceksiniz. 

Hayır abartmıyorum. 

Az sonra denize girip, yanına escortlarının gelmesini bekleyecek, sonra onları Hıristiyanlara özgü o ayinle başlarını suya batırıp çıkartarak kutsayacaktı. Böyle bir şey olmadı tabii ki. 

Onu izlemeye devam ettim. Arada bir elimdeki kitabı okuyormuş gibi yapıyordum. Her ne kadar okumaya çalıştığım kitap bütün yıl en çok satanlar listesinde ilk beşte yer almadıysa ve hiçbir zaman en çok satanlar listesine girmeyecekse de, ashnda sahte İsa’dan daha ilgi çekiciydi. Fakat bazıları bilir bazıları bilmez, kitap cinsiyetsiz bir nesnedir çoğu insana göre. Bense, hiçbir zaman böyle saçma sapan konular hakkında fıkir sahibi olamamışundır. Bunun sahte peygamberle ne ilgisi var? Yok, hiçbir ilgisi yok, akılma geldi söyleyeyim dedim. 

O sarsak istanbul escort bayan görür görmez onunla tanışmam gerektiği kararını almıştım. Nasıl yapacağımı bilmiyordum. Aslında böyle durumlarda benim de olabildiğince sarsak davranışları peş peşe sıraladığım anlar olmuyor değildi. Böyle durumlarda ne kadar kendinıi toparlamaya çalışırsam çalışayım daha beter saçmalıkları keşfediyor ve onları birer ikişer değil yüzer biner peş peşe sırahyordum. 

Serap, burnunun üstünde güneş gözlükleriyle yanımdaki şezlongda sırt üstü yatıyordu. On dakika önce uzun uzun altmış faktörlü güneş kremini sürünmüş, saçlarım toplayıp tokasmm esareti altına almış, şemsiyeyi yüzünü güneşten koruyacak biçimde ayarlamş, kısa bir süre gazeteyi karıştırdıktan sonra, “Tatilde insan niye gazete okur Pınar,” diyerek kendisinden şikâyetçi olmuştu. 

Ben aptalı oynayarak, “Bilmem niye okur?” diye sormuştum. 

O da gülerek “Plajdakilere dünyayla ne kadar _ ilgili olduğunu, ne kadar bilgili ve entelektüel olduğunu kanıtlamak için,” demişti. 

Ben de ona elimdeki kitabı göstermiştim. Kitabın adına bakıp kahkaha atmıştı. Sadece kitabın adından yola çıkarak bile, plajda okunmayacak kadar ağır bir içeriğe sahip olduğunu herkes çıkarabilirdi. 

Serap, “Sen de herkes gibi kolayca yenilip yuı tulacak bir polisiye, ne bileyim en azından bir aşk romanı alamaz rnıydın yanına,” dedi. 

Haklıydı. Ben de 0 saatten sonra kitap okuma yı bırakıp güneş gözlüklerinin gizlediği bir çift gözle etrafı alıcı bakışlarla incelemeye başlamıştım. O sahte peygamber kılıkh adamı da 0 sıra fark etmiş oldum. Yani bu işin sorumlusu biraz da Serap’ü. Ve inamn Serap’ın ön sezileri acayip güçlüdür. 

Daha sahte peygamberi fark edeli iki dakika olmamıştı ki, “Ne gördün,” diye sordu. 

“Hiç,” dedim. 

“Anlaşmamızı unutmuş gibisin,” dedi. 

“Hayır unutmadım, sadece etrafı izliyorum.” 

Sahte peygamberle aramızda nereden baksanız on beş metre vardı. Bu uzaklıkta, bu kalabahkta kimi izlediğimi kestiremez diye düşünüyordum. . 

Serap, “O uzun saçh, sakallı adamı gözüne kestirdiysen sana bırakabilirirn, ben akşam barda başka birini bulurum,” dedi. 

Serap’a, “Allah belanı versin,” diye çıkıştım. 

Gülerek, “Tatilden sonra versin belamı, hiç değilse bir süre güneşin, denizin tadını çıkarayım,” dedi. 

Ben de ona uyup gülerek “Bunu ayarlayabilirim,” diye karşılık verdim.. 

“Hadi yamna git,” dedi. 

“Şimdi olmaz,” dedim. 

“Şimdi ohnazsa ne zaman olacak?” dedi. 

“Ne bileyim, şimdi kendimi kötü hissediyo“Çıplak gibi mi?” 

“Evet. Fazlasıyla çıplak.” 

“Bikinin var ya. Plaj da herkes bikiniyle, mayoyla dolaşır. Hatta bazıları göğüslerini...” 

“Yeter,” dedim Serap’a. İlkokul çocuğuna ders verir gibi konuşması, hem de bunu ciddi bir hava da yapması canımı sıkmıştı. 

Sanki ilk defa plajda güneşleniyordum! 

Iki kadının birlikte yaz tatiline çıkmasınııı çoğu kez tek amacı vardır. 

Yaz aşkı yaşamak. 

Bunun ne denli zor bir şey olduğunu tahmin edemezsiniz. 

Bir sürü hıyar etrafınızda köpekbahğı gibi dolaşıp durur. Gözleriyle sizi soyarlar, sanki yeterince çıplak değilmişsiniz gibi. Cesaret edip ayağını. zın dibine havlularını serenler ya da hemen yam başmıza şezlonglarını çekenlerin kur yapmaları, yerli yersiz iltifatları da cabası. Kimse sizin neyle ilgilendiğinize kulak aşmaz. 

Bazen de yalnızca kafa dinlemek için tatile gidilebileceğinden habersizdir erkekler. 

Evet, itiraf ediyorum, Serap’la, tatilde beğendiğimiz bir erkek olursa onunla ilgilenebileceğimize dair bazı kararlar almıştık. _ 

Yani ne o benim kuyruğum olacaktı ne de ben ' onun. Ama böyle bir şeyin daha tatilin ikinci gü

nünde başımıza geleceğini nereden bilebilirdik. 

Sahte Peygambere şöyle bir uzaktan bakıp şezlonga uzandım. 

Onunla birlikte olmadan önce, onunla nasıl , birlikte olunabileceğinin hayalirıi kurmak istiyordum. Bütün gün güneş altında kızaran kızgın be! denlerimizin birbirine değdikçe cızırtılar çıkaracav ğını, yanan derimizin soyuhnaya başladığından, bitlerini ayıklayan maymunlar gibi birbirimizin derisini şoyacagımızı düşündüm bir ara. Taüldeyı ken insan hep kendiııi çıplakrnış gibi hisseder def l dik ya; bu yüzden otel odasına girdiğimizde üstümüzdekileri çıkarmakla pek uğraşmayacaktık. O, şortunu çıkaracaktı, ben de el kadar bikinimi küçük bir parmak hareketiyle üstümden atacaktım. Öğle sonrası sevişmeleri yaşayacaktık, kahvaltı öncesi ve kuşluk vakti, ikindi vakti ve akşam üstü sevişmesi ve barda içip sarhoş sevişmesi ve her vaktin sevişmesini yaşayabilecektik. 

Tatil dedikleri şey bu değil miydi zaten! 

Otel odamdaki ilk sevişmemizi hayal ettim. Muhtemelen az konuşan biriydi, anlatmak istediklerini uzun uzun cümleler kurarak anlatan biri olmadığmdan bakışlarıyla, yani on beş metre öteden dahi fark edilen o güzel gözleriyle bana her şeyi anlatacaktı. 

Canı sevişmek istediğinde elirıi uzatıp yüzüne dökülen saçlarırm toplayıp kulaklarırmn arkasına sıkıştıracak, sonra kulak mememin altına sıcak bir öpücük konduracaktı. Bense yalmzca gülümseyecektim. Bu hareketim onun arzusuna evet dediğim anlamına gelecek, sonra dudaklarıma küçük öpücükler kondurarak gözlerimi yummama neden olacaktı. 

O beni öpmeye devam edecekti, dudakları boynuma indiğinde parmaklarım onun kalçalarmda kalacak, o kalçaların dokusunu parmak uçlarımda hissedecektim. 

Gözlerimi açtığımda bayan escortunda gözlerini yumduğunu fark edecek, “Bana bakmam istiyorum,” diyec'ektim. 

O masmavi gözlerini açacak, tek bir sözcük söylemeden, cümle kurmadan gözlerindeki tutkuyu, arzuyu bana hissettirecekti ve onu daha bir tutkuyla öpecektim. Dudaklarırmz şişmeye başladığında nefes nefese kalacak, yan yana uzanıp kısa bir süre dinlenecek ama bu arada tutkuyla birbirimize bakmaya devam edecektik. 

Bunların hayalini kurarken ayak parmaklarıma kadar bedenimin karıncalandığım itiraf etmeliyim. 

Güneş altındaydırn, etrafımda bir dolu insanın çığlığı, gürültüsü vardı ama ben ıslanmaya başlamıştım bile; onun parmaklarmm diz kapaklarımdan yukarı doğru çıktığım, bikinirni sıyırdığını, ince parmaklarıyla beni okşamaya başladığım hayal ediyordum. Bir yandan da sakallarını göğüslerime sürüyordu ve titremeye başlamıştım. 

Onun zarif parmakları vücudumdaki bütün kemikleri teker teker alıp çıkarmış, beni dayanaksız bir et yığını gibi yatağın üstüne bırakmıştı. Doğrulup ona sarılmak istiyordum ama kollarımı hareket ettiremiyordum, onu okşamak istiyordum ama parmaklarım hareket etmiyordu. 

Yardım için çığlık atmaya başladığımda dudaklarım dudaklarıma dayayarak beni susturmaya çalışıyordu ama ben kısacık bir an da olsa başımı bir yana çekerek onun dudaklarından kurtulup kulakları tırmalayan bir yardım çığlığı atmayı beceriyordum. Ve o an bütün bedenimin gerçekten eriyip, su gibi aktığım gördüm. 

Bu sevişme kabusa dönüşmüştü. Tatilde böyle bir sevismenin hayalini görmek daha sonra yaşayacaklarıma işaret miydi acaba. 

“Iyi misin,” diye dürtükledi Serap. 

Gözlerimi açtığımda gerçekten su içindeydi Vücudum. 

Bir kabustan nefes nefese uyanrnıştım ve nerede olduğumu anlayabilmem için bir süre etrafa aptal aptal bakmam gerekti. 

“Uykunda sıçrayıp duruyorsun. Korktum,” dedi Serap endişeli bir yüzle. 

“Güzel bir rüya görüyordum,” dedim gülümseyerek. 

Bazen insan kendi kendini kandırmalı. Yoksa hayat çekilmez olur. 

“Aman ne biçim rüyaymış bu, kan ter içinde kalımşsm. Yoksa bir grup mayolu erkeğin tecavüzüne mı' uğruyordun!” 

“Onun gibi bir şey,” dedim havluyla terimi silerken. 

“Hadi denize gir, biraz rahatlarsm.” 

Haklıydı. Denize girmek en iyisiydi yoksa bu ter silinerek gidecek gibi gözükmüyordu. Şezlongdan kalktım, güneş gözlüğümü çantaya attım, bikinimi düzeltmeye başladım ama Serap’ta hiçbir hareket yoktu. 

“Sen gelmiyor musun,” diye sordum, meraklı kediler gibi gözlerimi belerterek. 

“Sen git, ben böyle iyiyim,” dedi Serap. 

“Emin misin,” diye direnmeye çahştım. 

“Eminim, eminim. O sakalhya sürtünmeyi de unutma,” dedi tahrik edici bir şekilde gülümserken. 

“Allah belanı versin,” dedim. 

“Bunu daha önce de söylemiştin.” 

“Biliyorum,” dedim kıyıya vuran dalgalara doğru parmak arası terliklerimle giderken. 

Deniz kan gibi sıcacıktı. 

Birkaç adım attıktan sonra su belimi geçmeye 

baslamıştı, suya dahp uzun bir süre kulaç attım. Bir süre sonra suyun ısısı sürekli değişmeye başlamıştı, bir sıcak su dalgasının peşinden gidiyor, bir soğuk su dalgasmm ortasına düşüyordum. Bu, küçük şoklar yaşamama neden olmuyor değildi ama bir yandan da çok hoş bir duyguydu. Insanın aklının gelgitleri gibi. Sonunda yorulup sırt üstü suya bıraktım kendimi. 

Güneş yüzümü yalayıp duruyordu, tam tenim kuruyacakken küçük bir dalga geliyor yeniden ıslatıyordu yüzümü. Bu böyle bir süre devam etti. 

Birden aklıma sahte peygamber düştü denizde doğrulup kıyıya doğru baktım, hiçbir şey görünmüyordu. Görünüyordu da, her şey küçük biblolar gibiydi, üstelik bazıları hareket ediyordu. Yoksa, kabus devam rrıı ediyordu! 

Kıyıya doğru yüzmeye başladım, sahte maltepe escortun olduğu yönü kestirmeye çalıştım. Belki de kalkıp gitmişti, ben yine de şansımı denemek istiyordum. 

Bu kez sakin sakin attım kulaçlarımı. Denizden çıktığımda soluk soluğa kalmak istemiyordum. 

Suyun içinde ayaklarım kuma bastığında saçlarımı arkada toplamaya çalışarak biraz daha yü rüdüm. _ 

Sahte peygamberin olması gereken yeri tahmin ediyordum ama yanılmış da olabilirdim çünkü onun olması gereken yerde kimse yoktu. Can sıf kmtısıyla sahil boyunca yürüdüm, attığım her adımda Serap’tan biraz daha uzaklaşıyordum. 

Sahte peygamberle sevismenin hayalini kurar cağıma gidip onunla tarıışmanm bir yolunu bull saydım ya, diyerek kendi kendime kızmaya başlardığımda, neredeyse plajm sonuna gelmiştim. Etrafımda yiyen gözlerle beni izleyen genci yaşhsıyla bir dolu erkek vardı. Doğrusu bir kısmı fena da sayılmazdı. Ama canım onlarla ilgilenmek istemiyordu. 

Ağır adımlarla Serap’m olduğu yöne doğru yürümeye başladığımda arkada genç bir adamın beni takip ettiğini fark ettim. Kısacık bir an ardıma göz atınamdan yararlanıp, 

“Merhaba,” dedi. 

ilk izlenimim fena değildi ama yine de yamt vermeden yoluma devam etmeyi seçtim. 

Bana yetişti, artık yan yana yürüyorduk, sıkmtıyla bakışlarımı ona yönelttim, “Ne istiyorsun,” diye çıkıştım, hırsla. 

“Pmar Hanım, sizsiniz değil mi?” dedi. 

Durup adımı söyleyen bu adamın kim olduğunu çıkarmaya çalıştım, “Özür dilerim tanıyamadım sizi,” dedim. 

“Engin, iki yıl önce şirketimizin bir sözleşmesi için sizden danışmanlık almıştık,” dedi tatlı tatlı gülümseyerek. 

O an yalnızca güneşten değil içine düştüğüm ahmak durumdan da bayağı kızardığımı hatırhyorum. Özür diledim, işlerin nasıl gittiğini falan sordum. 

“lyi, gayet iyi,” gibi şeyler söyledi ama derdi başka bir şeydi sanki. 

“Sizinle yürüyebilir miyim biraz?” dedi. 

Onu geri çeviremezdim. Yürümeye ve bir yandan işten güçten sohbet etmeye başladık. 

“Şirketten bir grup arkadaşla geldik, akşam bir parti veriyoruz, sizi de bekleriz,” dedi. Doğrusu onu geri çevirmek istemedim, “Bir kız arkadaşımla geldim tatile,” dedim. 

“Onu da çağırın, Önce yemek yiyeceğiz, sonra barda geceyi uzatacağız. Yalnız denizle, güneşlenmekle tatil olmaz değil mi?” dedi muzır bir tebessümle. 

“Haklısmız,” dedim. 

Serap’ı uzaktan görebiliyordum artık, benim şezlonguma oturmuş, escort bayan ile konuşuyordu. Yanlarına ulaştığımda sahte peygamber Serap’ın şezlongunda babasınm malıynnş gibi yarı uzanrmş, kur yapan bir edayla çene çalıyordu. 

Engin’le birlikte ikisinin başında zebaniler gibi dikildik. Bir ara sessizce dört kişi birbirini süzdü. 

Ilk şaşkınlığım geçince Engin’i, Serap’la tanıştırdım. 

Sahte peygamber şezlonguma uzanmış aptal aptal bizi izliyordu. 

Serap, uzandığı şezlongdan uzanıp Engin’le el sıkıştı ve yanındaki adamla tamştırdı bizi. 

Engin, rahatsız bir ortamda ayakta kalmamak için akşam gidecekleri barın adım söyleyip, bir kez daha beni davet etti. Sonra dönüp “Sizi ve arkadaşınızı da bekleriz,” dedi Serap’a. 

O an her şey kafamda billurlaştı. 

Serap’ı Ve arkadaşım davet ediyordu! 

“Çok isterim,” dedi Serap, sanki yanındaki erkek yetmiyormuş gibi bir yandan da alenen Engin’e kur yapıyordu. 

Hani bir laf vardır, “Sevgilim tanımak istiyorsan onunla tatile git, " diye. 

Aynı şey arkadaşlıklar için de geçerliymiş. 

Biliyorum, biliyorum, daha sahte peygamberden hiç bahsetmedim. Kimdir, adı nedir, ne iş yapar, nerelerde yaşar. 

İnanın hiçbirini anlatmaya gerek yok. Her şeyi sahteydi! Admın MC İdea olduğunu iddia ediyordu. Kırık bir Türkçe’yle konuşmaya çahşıyordu. Bunu bilerek nıi yapıyordu, yoksa gerçekten uzun yıllar yurtdışmda yaşadığı için mi böyle konuşuyordu anlamadım. Emin olduğum şey, basbayağı lens kullandığıydı. O mavi lenslerin ardmdaki kahverengi gözleri görebiliyordum. Ve nasıl yapıyorsa o kırık Türkçe’siyle makineli tüfek gibi arahksız şakıyordu. Durmaksızm yaşadığı kentleri, bu kentlerin güzelliklerini, gidilecek mekânları, bu mekânlarm özelliklerini, kadınların ne kadar özgür olduklarıru anlattı. Aman Allalnm gerçek bir baş belasına çattığımızı o kısacık zamanda arılayıp, bu ucube adarm tamamıyla Serap’a teslim etmeye karar verdim. 

Bir ara Serap, MC Idea’mn lenslerine dalıp gitti, kendisine geldiğinde, “Akşam bizimle geliyorsun değil mi?” diye sordu. 

Nazlanmadan nerede buluşabilecekleri hakkında fıkir yürüttüler, anlaştılar ve uzun bir seremoniden sonra MC İdea yanımızdan ayrıldı. 

Yeniden şezlonglara uzamp Öğle sonrası güneşinin tadını çıkarmaya çalıştık. 

Serap yüzünde hain bir gülümsemeyle, “Kız madın ya?” dedi. 

Ben anlamazhktan gelip, “Niye kızacakmısım ki?” diye sordum. 

Yattığı yerden doğrulup ciddi olup olmadığımı anlamak için yüzüme baktı, “Belki MC Idea’yla ilgili hayallerin vardır diye sormuştum,” dedi.

 ”Komik ohna!” dedim. 

“Tamam o zaman sorun yok yani.” 

“Sorun yok.” 

Otelde yediğimiz akşam yemeğinden sonra Se. rap odasırıda uzun uzun geceye hazırlandı. On beş günlük tatil için iki koca bavul hazırlamış ve bavulun birini sadece gece elbiseleri için ayırmıştı. Bunu övünerek anlatıyordu. Bense övünülecek hiçbir şey yapmamış, yanıma bir tane bile gece elbisesi ahnamıştım. 

Saat on birde lobide buluştuğumuzda beni baştan aşağı süzüp, “Böyle mi geleceksin?” diye sordu şaşkın şaşkın. 

“Ne var ki” diye çıkıştım. 

“Aman Pınar, daha ne olsun, herkes iki dirhem bir çekirdek ortalıkta caka satacak, sen plaj kenarındaki bara gidenler gibi giyineceksin. Olmaz böyle. Hadi odama çıkalım benim elbiseleriınden birini vereyim,” diye diretti. 

“Ben böyle iyiyim. Tatilde rahat edecek giysiler giymeyi severim. Hem altı üstü bir bara gideceğiz.” 

“Tatlım,” dedi anlayışlı olmaya çahşarak, “0 bar sıradan bir bar değil. Kaymak tabakanın kendini göstermek için gittiği bir Vitrin. Belki senin için bir şey ifade etmiyor ama ben serıin yanında utanırım,” dedi. 

“İyi o zaman ayrı ayrı gireriz barın kapısından.” 

“Ay yapma! Bırak inadı, o kapıdan seninle birlikte girmek istiyorum tabii ki! Sen çok güzel bir kadmsm sadece biraz özensiz giyiniyorsun o kadar. Oysa kendine baksan, şöyle. . 

Gerisini duymamak için otelin kapısına doğru yöneldim, arkamdan hem şaşkın, hem de kızgın bir yüz ifadesiyle beni izlediğinden emindim. Ama umurumda değildi onun beni nasıl izlediği. 

Barm kapısmdan yalmz girdim. 

Serap bir on beş dakika sonra MC İdea’yla kapıda gözüktüğünde ben Engin’le köşede bir masaya kurulmuştum bile. 

Doğrusu Engin’i daha Önce niçin fark etmediğimi kendi kendime sorup yanıtım alamadım. 

Ne somurtkandı, ne gevezeydi, ne ilgi çekmek için abuk sabuk aşırıhkları vardı, ne de sinik bir duruşu. Olduğu gibiydi. Göründüğü gibiydi. Spor giyinmişti ve iş dışmda her şeyi konuşabiliyorduk ki, bu da bir erkekte aradığım en önemli özellikti. 

Serap’la sahte peygamber masanın başında zebani gibi dikildiğinde Engin üç erkek arkadaşıyla ilk kez nasıl tatile çıktığım anlatıyordu. Engin, en dramatik durumlardan bile bir mizah çıkartıyor, cahillikleriyle zaman zaman dalga geçiyor, bunu yaparken kendi aptallığına, deneyimsizliğine gülmekten geri kalmıyordu. 

Serap’la MC İdea masaya kurulup bizi izledi bir süre. Müziğin şiddetine rağmen birbirimizle nasıl konuştuğumuza mı şaşıyorlardı, yoksa konuştuğumuz konunun dışında kalmalarma mı hayıflanıyorlardı bilemiyorum ama ben gerçekten eğleniyordum. 

Engin’in anlattıkları bittiğinde bir süre dört kişi suspus oturup birbirimize baktık. _ 

Sonra, Serap bir liseli genç kız edasında, “Hadi dans edelim,” diyerek masadan ayaklandı ama onun dışmda hepimiz olduğumuz yerde çakılıp kalmıştık. MC Idea’yı kolundan tutup piste doğru çekti Serap. 

Çok geçmeden sahte peygamber MC Idea yanımızda bitti ve ikimizi birden zorla dansa kaldırdı. Nasıl oldu bilmiyorum bir anda ben de kendimi müziğe kaptırdım. Kaptırdım diyorum gerçekten bir süre sonra kiminle dans ettiğimin farkında değildim. Pist iyi müziğin etkisiyle bir anda Öyle doldu ki, pisti dışarıdan izleyen birisi az sonra kalabalığın sokağa çıkıp ahaliyi gaza getireceğine inanabilirdi. 

Bir ara Engin’i buldum, tabiri caizse karşılıklı tepiştik! Serap çıktı ortalığa ikimizin arasına girdi ve ustaca Engin’i benden uzaklaştırdı. Artık dans ederken karşıma bir sürü yüz çıkıyordu. Allah’tan topu topu bir kadeh kırmızı şarap içmiştim ve çevremdeki değişimi izleyebiliyordum. 

En son sahte peygamber gelip dikildi karşıma. Doğrusu iyi dans ediyordu aına enerjik gözükmek için fazla çaba gösteriyormuş gibi geldi bana. Bir süre sonra yoruldum. MC Idea beni esir almış masaya dönmeme izin vermiyordu. Yüzüne doğru bağırmak zorunda kaldım. 

“Çok yoruldum, biraz dinleneceğim.” 

Masaya yöneldim. o da peşimden geldi. Soluk soluğa iliştim sandalyeye. Pistte Engin’i aradım ama ışık efektlerinin altındaki o kalabahkta kimin kim olduğunu anlamak mümkün değildi. 

Birazdan elinde içkilerle MC Idea geldi. Ne zaman ortadan kayboldu, ne zaman içkileri aldı an' layamadım. 

Içkileri masaya bırakıp yanımdaki sandalyeye kuruldu. Kulağıma doğru eğilip, “Sen çok güzel bir kadınsm,” diye bağırdı. 

“Eeeee,” diye bağırdım ben de aynı şekilde. 

“Seninle sevişmek istiyorum,” diye bağırdı. 

“Serap’tan hoşlandığım sanıyordum.” 

“Hoş kadın ama çocuk,” dedi. 

Hani bir tabir vardır; kanım dondu, diye. Aynen öyle oldu. 

Bu adam hiç mi aynaya bakmıyordu, kendisine taktığı adın çocukça olduğunun hiç mi farkında değildi. Gözlerindeki lenslerle ve her neyse... 

“Gerçek adın ne?” diye bağırdım. 

Kısa bir an da olsa yüzünden bir tereddüt geçti, adının ne olduğunu hatırlamadığından değil elbette. Gerçek adım öğrenmem ona ne kazandıracak, ne kaybettirecek bunu düşündü sanırım. 

Sonra, “Recep. Gerçek adım Recep,” dedi. 

Gerçek adı Recep, takma adı MC Idea olan sahte peygambere doğru yaklaştım. Kulağına doğru bağırdım, “Gerçek adı Recep olan bir erkekle yatabileceğimi mi düşündün?” 

Yalancı bir hırsla masadan kalktım. 

Dans pistine attım kendimi. Kalabalığı yararak dolaşmaya başladım. Serap çıktı karşıma, neşesinden hiçbir şey eksilmemişti. Bir süre karşılıkh dans ettik. Sonra ondan uzaklaşmayı başardım. Pisti dört döndüm Engin yoktu. Yılgınlıkla bara doğru yöneldim. Elinde bir bira şişesi bar tezgâhına yaslanmış beni izliyordu. 

Hiçbir şey söylemeden escortu kolundan tutup, barın terasma doğru sürükledim Engin’i. İtiraz etmeden beni takip etti. 

Müzikten, gürültüden, kalabahktan az da olsa kurtıılunca boynuna sarılıp uzun uzun öptüm dudaklarmdan. Once ne yapacağım bilemedi sonra bedenini yapıştırdı bedenime. 

Soluk soluğa ayrıldık birbirimizden, ikimizin de gözlerinde utangaç mı desem, şaşkın mı desem Öyle anlaşılması zor bir ifade vardı. 

“O adama ilgi duyduğunu sanımştım,” dedi. 

“Kime.” 

“Neydi adı MC...” 

“Boş ver şimdi onu. Burada kalmak zorunda ımsın?” 

“Istersen başka bir bara gidebiliriz.” dedi sevimli olmaya çahşarak. 

“Bardan bahsetmiyorum. Başka bir yer... Başka bir deniz... Başka bir kumsaldan bahsediyorum.” 

“Hayır. istersen yarın sabah ayrılabiliriz. Arabamla geldim. Sadece arkadaşlara haber vermem yeterli. Yoksa öldüğümü sanabilirler,” dedi Engin. 

“Hadi gidelim. Başka bir denize, başka bir denize. Içimizden geldiği gibi sevişebileceğimiz otel odalarma gidelim.” ' 

“Sen ciddisin,” dedi. 

“Sen şaka ml yapıyordun?” 

“Hayır. Ama ne bileyim! Şimdi aniden.” 

“.“Üç saniyen var,” dedim. 

“Hadi gidelim,” dedi. 

Engin’in elindeki bira şişesini aldmı, kalanını başıma dikip içtim.

loading...